Oyun Terapisi
Oyun; Türk Dil Kurumu sözlüğünde geçen anlama göre, “yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence” olarak tanımlanır.
İnsanlığın her döneminde varlığını sürdürmüş olan oyun; gelişim açısından önemli bir yere sahiptir. Poyraz (2003)’de yaptığı bir araştırmasında, oyunun insanlık tarihi kadar eskiye dayandığını aktarmıştır. Arkeolojik araştırma ve yazılı belgeler de günümüzde oynanan oyunları 2000 yıl ve öncesine dayandığını belirtmiştir. Çocuklar için oyun; özgürlük ortamında kendiliğinden gerçekleşmeli, belli amaca yönelik olmamalı ve gerçekleştiğinde mutluluk vermelidir.
Montaigne ( 1533-1592) oyunu, çocukların en gerçek uğraşları olarak tanımlamıştır.
Piaget (1962)’e göre oyun çocukların kendi seçtikleri veya gruptaki diğer çocukların seçtikleri ve kendilerine göre sağlam kuralları olan fiilerdir.
Cailois ise; oyunun gerçek hayattan farklı olduğu bilinci ile gerçekleştirilen gönüllü bir faaliyet olduğunu belirtmiştir.
Çocukların oyun esnasında oynadıkları nesneler onların kelimeleri, oyunun kendisi ise çocukların dili gibidir (Landreth, Ray ve Bratton, 2009).
Çocuklar oyun oynayarak; kendilerini tanırlar, farklı girişimlerde bulunarak duygularını ve duyularını zenginleştirirler. Kimi zaman gerçek hayatın pratiğini oyun ile gerçekleştirirken kimi zaman da gerçek hayattın yansımalarını oyunla aktarırlar.
Oyunun Gelişim Aşamaları
Çocukların oyun ile ilgili davranışları yaşlara ve gelişim düzeylerine göre farklılık göstermektedir. Çocuklardaki oyun davranışları incelendiğinde; ilk aşamada çocukların tek başına oyun oynadıkları daha sonra etrafta oyun oynayan çocukların oyunlarını izledikleri, sonraki aşamada aynı ortamı paylaştığı diğer çocuklar oyun oynarken onlarla etkileşim kurmadan kendi oyunlarını gerçekleştirdikleri ve son aşamada ise diğer çocuklarla işbirliği ve paylaşma girişimlerinde bulunarak birlikte oyun evresine geçildiği görülmektedir.
Parten, çocukların oyun evrelerini sosyal açıdan ele alarak değerlendirmiştir (1932).
- Yalnız Oyun Dönemi: Çocuğun doğrumu başlangıcından iki yaşına kadar geçirdiği evredir. Bu dönemde birkaç aylıkken çevresindeki uyarıcılarla ilgilenmesi, nesnelerin seslerini, renklerini ve hareketlerine yönelimi ve izlemesi daha sonra ise tek başına oyun oynaması ‘’yalnız oyun dönemini’’ oluşturur ( Öncü, EÇ., 2014).
- Oyun İzleme Dönemi: Bu dönemde çocuklar, aynı ortamda bulunan diğer çocuklar ile etkileşime girmeden uzaktan onların oyunlarını izler. Çocuklar bazı zamanlarda oyuna katılmasalar da oyun oynayan kişilerin davranışları ile ilgili sorular sorabilirler ( Özbay E. 2014)
- Paralel Oyun: Çocukların 2 ile 4 yaşları arasında gelişim dönemini kapsamaktadır. Bu dönemde çocuklar diğer çocuklarla aynı ortamda oyun oynarlar fakat birlikte oyun oynamazlar. Kısaca çocukların birbirinden bağımsız bir şekilde farklı oyunlar oynadıkları dönemdir (Frost JL, Wortham S, Reifel S. 2008).
- Birlikte Oyun: bu dönemde çocukların oyun amaçları aynı olmasa da; çocuklar etrafındaki diğer çocuklar ile etkileşime girer, konuşur ve birlikte oynarlar. Birbirleriyle fikir alışverişinde bulunurlar ve oyuncak paylaşımına girerler. Gelişimsel açıdan benmerkezcil özelliği ağır bastığı için oyunları iyi planlayamadıkları görülebilir (Frost JL, Wortham S, Reifel S. 2008).
- İşbirlikçi Oyun: Oyunun bu evresinde çocuklar tarafından; kural, rol ve amaç planlanır. Bu kurallar çerçevesinde, işbirliğini hedef alan oyunlar birlikte oynanır.
Konu ile ilgili literatür incelendiğinde; genel haliyle oyunun iki şekilde sınıflandırıldığı görülmektedir. Bunlardan ilki bilişsel oyun diğeri ise sosyal oyundur. Piaget oyunun bilişsel boyutlarını inceleyen ilk araştırmacılardan biridir.
Piaget ve Oyun Evreleri
- Alıştırmalı Oyun: Çocuklar 4 aylık olduklarında çevresinde dokunabildiği tüm objeleri almayı öğrenir, yakalar, sallar ve atar. Bu oyunlardan haz duyan çocuklar sürekli olarak hareketi tekrarlarlar. Bu dönem çocuğun yaşamının ilk iki yılını kapsamaktadır.
- Sembolik Oyun: Bu dönem çocukların 2 yaşına girmesiyle başlar. 7 ile 11 yaşına kadar sürdüğü gözlemlenir. Çocuklar bu dönem içerisinde; gerçek dünyada yaşadığı olayları oyunla yeniden canlandırır. Gerçek hayattaki kişilerin ve objelerin yerini oyunda öyleymiş gibi sembolize eden nesneler alır. Çocuklar taklit becerilerini kullanarak; içerisinde bulunduğu çevreye ait yaşayış ve düşünce biçimlerini oyuna yansıtırlar. Bu durum gerçek hayatlarındaki kişilerin taklitlerini içeren sosyalleşme sürecini kapsamaktadır (Öncü EÇ, Özbay E. 2014).
- Kurallı Oyun: Çocuklar 4 yaşına girdikten sonra kurallı oyun oynama dönemine başlarlar. 6 yaş ve sonrasında ise tamamen öğrenmeyi gerçekleştirmiş olmaları beklenmektedir. Oyunlara kurallar koyarlar ve bu kurallara uygun olarak gruplar halinde oyun oynarlar. Bu dönemde oyun sürelerinin uzadığı görülür. Daha bilinçli bir düşünme sürecinde oldukları gözlemlenir. Hayali oyunlar bu dönem ile birlikte azalmaya başlar. Oyunların bir çoğunda çocuklar kazanmak ve başarmak isterler. Tüm bu gelişmelerle birlikte de çocuklar daha da sosyalleşir ve kendilerini kontrol etmeyi öğrenirler ( Jordan, R. 2003).
Sembolik Oyun
Sembolik oyun; oyuncakların işlevine uygun şekilde oynanmasından farklı olarak, nesnelere işlev ve özellik atfedilmesi o nesnenin – mış gibi kullanılmasıdır (Jordan, 2003).
Çocuklar sembolik oyun döneminde, hayal güçlerine göre gerçek dünyayı oyunlarına yansıtırlar. Sembolik düşünmenin temelinde, çocukların kendi sosyal dünyasında gelişen olaylar vardır. Bu yüzden sembolik oyun çocukların, sosyal hayatlarını daha iyi anlamalarına fırsat verir.
Vygotsky; yaratıcılık, bilinçlilik ve eleştirel düşünme gibi kavramların sembolik oyunun içerisinde gelişimsel olarak ortaya çıktığını vurgular (Damon, 1983).
Sembolik Oyunun Gelişimi
Bebeklerin beyin gelişiminde farklı alanlar birbirinden farklı zamanlarda gelişmeye devam eder. 8. ayda prefrontal lob gelişimi ile bilinçli hafıza da gelişir. Bebeklerin nesne sürekliliği kavramın gelişimiyle beraber algılamaları da gelişir. Nesne sürekliliği; bir oyuncağın belli bir parçasının görünmesi ile, çocuğun o parçadan oyuncağın tamamını aklından tamamlamasıdır (Poole, Miller ve Church, 2005).
Sembolik oyunun ilk evresi bir buçuk-iki yaş civarında sözsüz biçimde başlar ve dil ve sosyal gelişime destek olacak biçimde sürer (Libby, Powell, Messer ve Jordan, 1998). Belsky ve Most (1981)’,çocukların oyunları üzerine araştırma yaptıklarında; 13,5 ay ve 15 aylık çocukların işlevsel oyun oynamaya başladıklarını, 19,5 aylık çocukların ise sembolik oyun içerisinde ise daha kısıtlı zaman geçirdiklerini aktarmışlardır. 12 aydan önce ise çocuklarda sembolik oyun davranışlarının görülmediğini belirtmişlerdir (Akt. Cohen 2006).
12 aylık çocuklar nesnelere yönelik bilgi sahibi olmaya balarlar ve işlevlerini anlama düzeyleri artar. Onlar için oyuncaklar gerçek dünyalarını temsil etmektedir. Daha çok gerçeğe çok benzeyen nesne ve oyuncakları nereye nasıl koyacağını, nense ile ne yapılacağına dair durumlarını öğrenirler. Çocuklar, bu kazanımlardan sonra ise, gerçeğe daha az benzeyen nesneleri kullanırlar. 2 yaş gibi; bir nesneyi başka bir nesne yerine kullanabilme becerisine sahip olurlar (Akt. Cohen: 2006).
3-4 yaşına gelen çocuklarda sembolik oyun davranışları incelendiğinde; çocukların oyun içinde iki ya da daha fazla eylemi karşılıklı rol şeklinde oynayabildikleri görülmektedir. Örneğin; oyuncak bebeğini anne rolünde canlandırabilir. Bu aşama çocuklarının oyun gelişimde önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu aşama ile birlikte; çocukların zihinlerinde diğer kişiler ile ilgili fikirler gelişir ve hayal kurma yeterliliklerinin de gelişimi sağlanır (Wolfberg, 1999).
Sembolik oyun, alanyazında çeşitli şekillerde incelenmektedir (Acarlar, 2001; Rutherford ve diğerleri, 2007; Williams, Reddy ve Costall, 2001). Buna göre ilk olarak gerçek nesnelerin ya da bir nesnenin daha küçük boyutunun işlevine uygun biçimde kullanılması şeklinde gerçekleşen ‘’işlevsel sembolik oyundur.’’ İkincisi ise; herhangi bir nesnenin yerine farklı bir nesnenin kullanılmasıyla gerçekleşen ‘’hayali oyundur.’’ Son olarak ise; hiç olmayan bir nesnenin varmış gibi kullanıldığı veya olmayan bir eylemin yine varmış gibi canlandırıldığı ‘’sosyo-dramatik oyundur’’ (Acarlar, 2001; Libby, Powell, Messer ve Jordan, 1998; Rutherford ve diğerleri, 2006; Williams, Reddy ve Costall, 2001).
Sembolik oyunun gelişimi tabloda bu şekilde gösterilebilir.
| SEMBOLİK OYUN AŞAMALARI | -MIŞ GİBİ (SEMBOLİK OYUN) | AÇIKLAMA | ÖRNEKLER |
| 1.DÜZEY | Duyusal Motor Oyun | Çocuğun bir oyuncağı çok basit şekilde manipüle etmesidir. | Nesneyi vurma, sallama ve ağzına sokma gibi davranışlar görülür. Ritualistik ve stereotipik hareketlerle; nesneleri rengine ya da boyutuna göre dizme, sıralama gibi davranışları içerir. |
| 2.DÜZEY | İlk İşlevsel Oyun Oynama (≤2) | Çocukların oyuncakla geleneksel bir yolla oynamaya başlamasıdır. Bu aşamada oyuncağı sembolik olarak kullanım yoktur. | Arabayı sürmek. 10 dakikalık kayıt süresinde çocuklar bu tarz bir oyunun bir ya da iki özelliğini gösterirler. |
| 3.DÜZEY | Gelişmiş İşlevsel Oyun Oynama (>2) | Çocuklar bir dizi oyuncakla 10 dakika boyunca işlevsel oyunun en az 3 ya da daha fazla örneğini gösterirler. | Topu atmak, topa vurmak, araba sürmek, diş fırçası ile bebeğin dişlerini fırçalamak. |
| 4.DÜZEY | A)İlk Sembolik Oyun Oynama (≤2) şunları içermektedir.
A1) Bir nesneyi başka bir nesnenin yerine koyma |
Çocuklar herhangi bir nesneyi farklı bir nesneymiş gibi oyunun içerisine katarlar. | Tahta küpü arabaymış gibi sürmek.
Hamuru yılanmış gibi kullanmak. |
| A2) -mış gibi atıfta bulunmak | Çocuklar oyun sırasında nesneye olmayan özellikler yüklerler. | Oyuncak bebeğin yüzü kirliymiş gibi silmek.
|
|
| A3)Hayali nesneler/senaryolar kullanma | Çocuklar oyun oynarken, olmayan nesnelere varmış gibi davranır ve bu hayali nesneleri kullanır gibi görünür. | Boş bir fincandan çay içermiş gibi yapmak. | |
| B) Gerçek ve –mış gibi ayrımı | Çocuk hem gerçek oyuna hem de –mış gibi oyuna katılım gösterir. | Bu aşamada çocuk hangi oyunun gerçek hangisinin –mış gibi olduğunu cevaplar. | |
| 5.DÜZEY | Sembolik Oyun Oynama(>2) | 4.düzeydeki en az 3 ve daha fazla aşamayı sponton bir şekilde üreterek oynar. | Bebeğin karnı açmış gibi yemek yedirir, hastaymış gibi doktora götürür ve ilaç olmayan bir nesneyi ilaç olarak kullanarak bebeğe ilaç içirir. |
Kaynak: P.Howling, S.Baron-C.J.Hadwin; 2016, Çev.Psk.Dr.Selin Atasoy
Psikoanalitik kuramcılardan olan Sigmund Freud (1920-1961) ve ardından onu takip eden kuramcılar; oyunların çocukların iç dünyalarını ve duygusal yaşamlarını yansıttığını belirtmişlerdir. Oyunun teröpatik bir etkisi olduğunu, çocuğun oyun yolunu kullanarak; korkularını kaygılarını dışa vurabileceğini ve oyunun çocukların hayatlarındaki duygusal problemleri önleyici ve de çözümleyici bir etkisi olduğunu ifade etmişlerdir. Freud, sembolik oyunu çocuğun bilinç ve bilinçaltındaki isteklerini ve korkularını anlamak amacı ile kullanmıştır.
Jung, küçük çocukların sembolik oyun oynadıklarından bahsederek sonradan ‘’oyun terapisi’’ olarak tanımlanacak olan yaklaşımın temelini buna bağlamıştır. Anna Freud (1965), Melanie Klein (1932), Erik Erikson (1950) ve diğer gelişimsel çocuk psikoanalistleri, oyunun terapötik yanını vurgulamışlardır. Onlar, oyunun merkezinde çocukların korku ve isteklerinin bulunduğunu ve bununla birlikte de oyunun sembollerden oluştuğunu ifade etmektedirler (Akt. Drucker, 1994).
OYUN TERAPİSİ NEDİR?
Oyun Terapisi kavramının ilk ortaya çıktığı zaman, çocuk psikoterapisinin oluşumu ile aynı döneme denk gelmektedir. Oyunun terapötik tarafına değinen ve psikoterapi literatürüne katan ilk kişi Sigmund Freud’dur. (Schaefer, 2013).
Freud (1909), çalışmalarından sonra, terapötik oyun sürecini de üç ana işlevde incelemiştir. İlk olarak; çocukların kendini ifade etme becerisinin güçlenmesi, daha sonra çocukları ideasındaki isteklerin gerçekleştirilmesi ve son olarakta çocukların deneyimlediği travmatik olaylarla başa çıkabilmeleridir (Akt. Schaefer,2013).
Oyun terapisinin yöntemi; çocuğun sağaltım süreçlerini onun dilinden ve düzeyine uygun bir şekilde işleyerek ilerler. Çocuklara ulaşabilmenin en kolay yolu onlarla oyun oynayabilmektedir. Yaşadıkları travmatik olayları oyun aracılığıyla dışa vururlar. Çocuklara güven ortamı başarılı ve doğru şekilde sağlandığında çocukların sağaltımı artmakta ve terapiden olumlu sonuçlar alınmaktadır.
Çocuk ruh sağlığı alanında pek çok oyun terapi türü kullanılmaktadır. Teber (2015) çalışmasında alanda kullanılan oyun terapi türlerini; Çocuk Merkezli Oyun Terapisi, Deneyimsel Oyun Terapisi, Gelişimsel Oyun Terapisi, Theraplay, Psikanalitik Oyun Terapisi olarak derlemiştir (Teber, 2015).
Oyun terapisinin kullanıldığı alanlara bakacak olursak;
- Karşıt olma-karşıt gelme bozukluğu olan çocuklar
- Evlat edinilmiş ya da koruyucu ailelerin yanında kalan çocuklar
- Cinsel istismara uğramış çocuklar
- Travmatik yaşantısı olan çocuklar
- Davranış bozukluğu olan çocuklar
- Yüksek kaygı ya da ayrılma kaygısı yaşayan çocuklar
- Gelişimsel sorunları olan çocuklar
- Seçici konuşmazlık tanısı olan çocuklar
- Kimlik sorunu yaşayan çocuklar
- Bağlanma bozukluğu yaşayan çocuklar
- Obsesif-kompulsif bozukluğu olan çocuklar
- Kardeş kıskançlığı, tuvalet problemleri ya da farklı alanlarda fobileri olan çocuklar olduğunu görmekteyiz.
Oyun terapisinin çocuklar üzerinde terapötik bir değeri vardır. Tüm diğer terapiler de ihtiyaç duyulan faktörlerin yanında bulunması gereken terapötik iletişim kurulurken; çocuklarla çalışan terapistler için, oyunun kullanımı kolaylaştırıcı bir etkiye sahiptir. Çocuklar kendisi için kaygı verici sorunları oyun odasında kendisi ile doğru bir iletişim kuran terapistin yanında ortaya koyabilmektedir. Yani oyun çocuğun dili olurken, oyuncaklar da kelimeleri haline gelir. Terapist ise bu noktada çocuğun sorunlarını anlarken, çocuğun da geri yansıtmasına fırsat sağlar.
OYUN OYNAMAK VE OYUN TERAPİSİ AYNI ŞEY DEĞİLDİR
Oyun Terapisi ile ilgili en çok karmaşa yaratan şeylerden biri; oyun oynamanın, oyun terapisi olarak bilinmesidir. Oyun terapisi içerisinde oyun oynamayı barındırır ancak sadece oyun oynamak oyun terapisi değildir. Tuvalet kaygısı yaşayan ve tuvalet eğitimi sürecinden travmatik olarak etkilenen bir çocuğun; oyun terapisi seanslarında bu problemine ilişkin tedavi uygulanır. Çocuk tuvalet ve bebeklerle bunu oyuna yansıtarak gösterebilir aynı zamanda ifade ederek de terapist ile aktarım sürecine girebilir. Ya da terapist probleme yönelik oyun kurarak çocuğun travmatik olayları ile başa çıkmasını sağlayabilir.
Oyun becerileri kazanmamış gelişimsel problemleri olan çocuklar ile; tuvalet alışkanlığı kazanamadığı için tercih edilen ilk yol oyun terapisi olmamalıdır. Çocukla seansta top atmayı öğretmek, araba sürmeyi öğretmek, bebeğe tuvaletini yapıyormuş gibi ( sembolik oyun) oynamak oyun terapisi değildir. Bunlar çocuğa oyun becerisi kazandırma hedefleridir. Yönergeleri anlamakta zorlanan, sözel ya da alternatif iletişim yollarını kullanarak kendisini ifade edemeyen, taklit becerisi olmayan ya da sınırlı olan, oyuncakları işleve uygun kullanamayan çocuklar için ilk tercih müdahale süreci özel eğitim olmalıdır.
Özge Özgeç Gürel
Uzman Klinik Psikolog
Oyun Terapisti



