Erken müdahale, gelişimsel gecikme ya da yetersizliği olan veya risk grubunda olan bebek ve küçük çocuklara yönelik olarak geliştirilen programları ifade etmektedir. Erken müdahalenin amacı, yetersizliği olan çocuklara yönelik uygun hizmetler sağlamak, gecikme ve yetersizlik düzeylerini en aza indirgeyebilmek, her bir çocuğun normal gelişimsel yapı taşlarına ulaşabilme şansını maksimum düzeye çıkarmak ve çocuklarının gelişimi için ailelerin olumlu şekilde yönlendirilmesine yardımcı olmaktır.

Otizm spektrum bozukluğu (OSB) tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de artış göstermektedir Hastalıkları Kontrol Etme ve Önleme Merkezinin son verilerine göre OSB prevalansı 1/54 olarak açıklanmıştır. Artan OSB olan birey sayısı ile birlikte OSB’ye olan farkındalık da gün geçtikçe artmaktadır. OSB’ de erken tanı ve özellikle erken müdahalenin önemli tartışılmazdır. Erken müdahale yaklaşımları ile uyarıcı çevrenin düzenlenmesi ile OSB olan çocukların IQ seviyesinde artış, konuşmada ve davranışlarda olumlu gelişmeler izlenmiştir. Erken müdahalenin etkinliği erken çocuklukta beyin plastisitesinin daha fazla oluşuna bağlanabilir.

Otizmli çocuklarla ilgili geliştirilen erken müdahale programlarının bilimsel dayanaklı olup olmadığı Ulusal Otizm Merkezi (NAC) ve Amerikan Ulusal Mesleki Gelişim Merkezi (NPDC) tarafından düzenli aralıklarla raporlanmaktadır. Uygulamalı Davranış Analizini temel alan yöntemler, fırsat öğretimi, ayrık denemelerle öğretim, erken yoğun davranışsal eğitim, replik silikleştirmeyle öğretim, etkinlik çizelgeleriyle öğretim, ilişki temelli yöntemler, PECS, TEACCH, videoyla model olma, sosyal öyküler, NAC ve NPDC tarafından bilimsel dayanaklı kabul edilen uygulamalar arasındadır. Okulöncesi dönem yaşamın sihirli yılları olarak nitelendirilmekte ve çocuğun bedensel ve zihinsel gelişiminin hızlı olduğu yıllar olarak kabul edilmektedir. Bu dönemde erken tanı ve doğru müdahale yöntemi ile yoğun olarak eğitim alan çocuklarda büyük ölçüde gelişim sağlanabilmekte hatta yaşıtlarıyla aralarındaki gelişimsel farklılıklar büyük ölçüde kapanabilmektedir.

Nobel ödüllü iktisatçı James Hackman ‘‘çocuklara yatırım yapmak için, onların birer yetişkin olmasını bekleme lüksümüz olmadığı gibi, onlar okula başlayana dek, bekleme lüksümüz de yok. Çünkü o zaman müdahale etmek için çok geç olabilir.’’ sözüyle de erken müdahalenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır.

Uzm. Dilara Doğan Bilgiç
Çocuk Gelişim Uzmanı

Dil, Konuşma ve İletişim

Dil, insanlar arasında iletişimi sağlayan ve kendine özgü kuralları barındıran bir olgudur. Konuşma ise o dile özgü olan ses ve kelimelerin söylenmesidir. İletişim; bireyler arasında bilgi, duygu ve düşüncelerin ses, yazı, jest, mimik gibi yollarla alış verişidir. İnsan sosyal bir varlıktır ve daima bir başkasıyla iletişim kurma arayışındadır. Bu iletişim arayışı dil ve konuşma aracılığıyla diğer insana iletilir. Bireylerin iletişim kurmada sorun yaşadığı noktada dil ve konuşma terapi hizmeti verilmektedir.

Dil ve Konuşma Terapisi Nedir?

Dil ve konuşma terapisi; insan iletişimi, dil, konuşma, ses, yutma ve beslenme alanıyla ilgili bozukluklar veya zorluklara yönelik yapılan müdahalelerin içerdiği bir sağlık bilimi alanıdır. Çocuk, ergen, yetişkin ve yaşlı olmak üzere her yaş grubunda bu sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Dil ve konuşma terapilerinde amaç, bireyin yaşam kalitesini arttırmak, kendi düşüncelerini rahatça iletebilmek ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesini sağlamaktır.

Dil ve Konuşma Terapisti Kimdir?

Dil ve konuşma terapisti, tüm yaş gruplarında dil, konuşma, iletişim, ses, yutma ve beslenme bozukluklarıyla ilgili değerlendirme yapıp ayırıcı tanısını koyabilen ve değerlendirme sonrasında danışana uygun müdahale programı oluşturup yürüten kişilerdir (ASHA ve IALP,1994;2000). Dil ve konuşma terapistleri danışanlarının sorunlarına yönelik olarak diğer uzmanlık alanlarıyla iş birliği içerisinde çalışan bağımsız bir meslek grubunun üyeleridir.

Dil ve Konuşma Terapistleri Hangi Alanlarda Çalışmaktadır?

Dil ve Konuşma Terapistleri; gelişimsel dil bozukluğu, otizm spektrumuna bağlı dil ve konuşma bozuklukları, sendromlara bağlı dil ve iletişim bozukluğu, konuşma sesi bozukluğu (artikülasyon bozukluğu, fonolojik bozukluk, çocukluk çağı apraksisi) gecikmiş dil ve konuşma, akıcılık bozuklukları(kekemelik, hızlı bozuk konuşma), dudak damak yarıklığına bağlı konuşma bozukluğu, işitme engeline bağlı dil ve konuşma sorunları, edinilmiş dil bozukluğu(afazi), ses bozukluğu, yutma bozukluğu(disfaji), motor konuşma bozukluğu(apraksi, dizartri), özgül öğrenme güçlüğü(disleksi, disgrafi) ve beslenme bozukluğu alanlarında çalışmaktadır.

Serden ÇAKIR

Dil ve Konuşma Terapisti

Dikkat eksikliği- hiperaktivite bozukluğu olan çocukların en başta gelen özellikleri, bilişsel katılım gerektiren etkinlikleri sürdürememe ve bir işi tamamlayamadan diğerine geçme eğilimiyle birlikte düzensiz, kontrolsüz, aşırı hareketliliktir.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun okul öncesi belirtilerine bakıldığında aşırı hareketlilik ilk göze çarpan belirtidir. Durdurulamayan hareketlilik, tutturma, ısrarcı olma, tırmanma ve etrafı kurcalama gibi davranışlar ön plandadır. Çoğu zaman sırasını bekleme güçlüğü vardır, başkalarının sözünü keser veya yaptıklarının arasına girer. Sabırsızca davranışlar sergilerken oldukça fazla konuşurlar. Yaptıkları aktiviteden çabuk sıkılırlar, etkinliklerde kurallara uymadıkları, kendi istedikleri gibi davrandıkları ve kurallara uymadıkları için akranlarıyla uyum problemleri yaşarlar. Motor becerileri akranlarına oranla daha geridedir. Dikkat etme ve dikkatini sürdürme konusunda güçlük çekerler. Çevredeki ses ve hareketler kolayca dikkatini dağıtır. Yaptıkları aktiviteleri bitirmeden bırakma ve görevleri erken terk etme de sık rastlanan özellikleri arasındadır. Dikkatini uzun süre yoğunlaştıramaması, öğrenme konusunda güçlük yaşamasına ve daha sonraki zamanlarda okul başarısızlığına neden olabilir.

Başlangıç yaşı her ne kadar 3-4 yaş olarak belirtilse de belirtiler daha küçük yaşlarda izlenebilir. Bebekliklerinde anne babalar tarafından huysuz, uykusuz, güç bir bebek olarak tanımlanırlar. Yürümeye başladıktan sonra çok yorucu bir çocuk olarak nitelendirilirler.

Okul öncesi küçük çocukların hareketli olmaları ve dikkatlerini uzun süre sürdürememeleri beklenen bir durumdur. Ancak gelişimin bir parçası olan bu durum bazen bir sorunun belirtisi olabilir. Sorun oluşmaya başladığında fark edebilmek erken tanı ve tedaviyi sağlar.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun belirtilerini erken dönemlerde gösteren çocuklarda ileride daha fazla sorunla karşılaşma risklerinin daha fazla olduğu ve görülen problem davranışlarında daha inatçı olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle durumun kontrol altına alınması ve yaşanacak zorlukları en aza indirmek için detaylı değerlendirmeler yapılarak Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun tanınması ve tedavi sürecine başlanması oldukça önemlidir.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu doğru ve erken tanı konulduğunda son derece hızlı ve kolay tedavi edilebilen bir bozukluktur. İlaç tedavisi, anne-baba eğitimi, bireysel  veya grup çalışmaları dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun tedavisinde sık olarak kullanılan yöntemlerdir.

Betül ARI

Psikolog

Dikkat Eğitmeni

Zihin kuramı diğer kişilerin zihinsel süreçlerinden(düşünceler, inançlar, istekler ve niyetler vb.)  bir anlam çıkarabilme, bu çıkarımı kullanarak onların ne söylemek istedikleri ve ne söyleyeceklerini tahmin ederek buna bağlı nasıl davranabileceklerini de yordama becerisidir. Çocuklar küçük yaşta konuşmaya başladığında zihinsel süreçleri eylem olarak ifade ederler (P.Howling, S.Baron-C.J.Hadwin; 2016).

Zihin kuramı; tüm insanların, inanç, istek, düşünce gibi zihinsel durumlarını simgeleyebilme yetisidir (Olson, Astington ve Harris, 1988). Zihin kuramı becerilerinin gelişmesi ile çocuklar aslında gerçeğin tek olduğunu ancak bu gerçeğin diğer kişilerin zihinlerinde farklı olarak temsil edilebileceğini anlarlar (Moore ve Frye, 1991).

Zihinsel durumların tamamı birbiri ile ilişki içindedir. Bunu şöyle açıklayabiliriz; hepimizin gün içerisindeki hayatı, diğer insanların düşünce, istek, inanç ve duygularına göre değişim göstermektedir. Yani toplum bireylerin davranışlarını farklı şekillerde etkilemektedir  (Welman ve Lagattuta, 2000).

İsteklerimiz, duygularımızı, algılarımızı ve inanışlarımızı değiştirir (Astington, 2003). İnsanlar; çevresindeki kişilerin farklı bakış açılarını kullanarak, iletişim ve etkileşimlerini düzenlerler.

Kişilerin birbiriyle olan ilişki durumlarında;  soyut olan zihinsel durumların etkili olması, zihinsel durumların ilkelerinin var olduğu ‘’kuram’’ları meydana getirmektedir. Bu sebeple de süreçlerin tamamı ‘’zihin kuramı’’ şeklinde ifade edilir (Smith, Cowie ve Blades, 2003).

Yapılan araştırmalara göre; zihinsel durumlara ait tahminde bulunma ve diğer kişilerin davranışlarının nedenlerini anlayabilmemizi sağlayan zihin kuramı becerileri, çocuklarda sosyal gelişimin ve bilişsel gelişimin kilit noktası olduğunu göstermektedir (Astington, 2003; Langdon, 2003).

ZİHİN KURAMININ GELİŞİMİ

Normal gelişim gösteren çocuklarda 18 ay-30 ay itibariyle; duygu, istek, düşünce, rüya, inanç gibi zihinsel durumlar ile belirmeye başlar.(P.Howling, S.Baron-C.J.Hadwin; 2016).

Araştırmalara göre; zihin kuramı yeteneğinde en önemli gelişme 3 ve 4 yaşlar arasında oluşmaktadır ve  5 yaş itibari ile bu becerinin neredeyse tamamen kazanılmaktadır.(Ruffman, Perner, Naito, Parkin ve Clements, 1998).

Yapılan birçok araştırma sonucunu; zihin kuramı yeteneklerinin kazanılmasının daha iyi düzeyde olan çocukların, diğer çocuklara oranla daha fazla sosyal alan becerisi gösterdiğini ve daha fazla işbirliği gerektiren oyun becerisi kazandığını aynı zamanda da olumlu sosyal davranışlarının daha fazla olduğunu göstermektedir (Moore, Barresi ve Thompson, 1998).

Zihin kuramı yaşın ilerlemesiyle gelişmekle beraber  çevreyle de ilişkilidir. Sosyal yönden daha bol uyaranlı çevrede büyüyen çocukların zihin kuramı, diğer çocuklara oranla daha fazla geliştiği bilinmektedir (Hughes ve Leekam, 2004).

Gelişim psikoloğu olan John Flavell; çocukların bakış açısı alabilme yeteneğinin iki farklı düzeyi olduğunu bildirmiştir. İlk düzeye göre çocuk; farklı bir kişinin, aynı şeyi farklı şekilde tecrübe edebildiğini anlar. İkinci düzeye göre de; çocuk diğer kişilerin neler gördüklerini ve ya neler deneyimlediklerini tam anlamıyla çözebilmek için karmaşık kurallar geliştirebilir. Buna göre de çocuklar 2-3 yaşlarında 1. düzeyde bilgiye sahip olurlarken 4-5 yaşlarında 2. düzeyde bilgiyi edinmeye başlarlar (Flavell, Gren & Flavell, 1995).

Çocuklar 3-4 yaşlarına gelene dek kendileriyle başkalarının inançlarını ayırt edemezler (Brüne ve Brüne-Cohrs 2006).  Yani çocuk bu dönem öncesinde, diğer kişilerin inancının kendisinin inancından farklı olacağını anlayamaz ve diğer kişilerinde bildiklerini kendisinin bildikleriyle aynı olarak kabul eder (Stone ve ark. 1998).

Gelişimsel yaşı 3 civarındaki çocukların, fiziksel ve zihinsel varlıkların arasındaki farkı anlamaya başladığı, duygularımız, isteklerimiz ve hareketlerimiz arasında basit düzeyde nedensel ilişki kurmaya eğilimler gösterdiği bilinmektedir (Brüne ve Brüne-Cohrs 2006; Stone ve ark. 1998). Bu yaş aralığındaki çocukların 1.düzey yanlış inançları anlayabildikleri, deneysel olarak Baron-Cohen ve ark. (1985) tarafından çalışmalarında belirtilmiştir.

6, 7 yaşlarındaki çocukların diğer kişilerin zihinlerinde olanın gerçeklikten farklı olabileceğini kavradıkları yani başka insanların zihinsel durumlarının temsil edilebileceğini, bu sebeple de 2. düzey yanlış inanç yeteneklerini kazanmaya başladıkları bilinir (Stone ve ark. 1998). 5 yaşındaki çocukların ise yüzde doksanı ikinci düzey yanlış inancı anlamaya başladıkları deneysel çalışmaların sonucunda kanıtlanmıştır(Baron-Cohen ve ark. 1985; Perner ve Wimmer 1985).

ZİHİN KURAMININ GELİŞİMİN ENGELLENMESİ

Bazen çocukların zihin kuramı gelişiminde yetersizlik ve ya bozukluklar gözlenebilir. Zihin kuramı gelişiminde ortaya çıkan bozulmalar, diğer kişilerin davranışlarının arkasındaki sebebin anlaşılmasında problem yaşanmasına yol açar. Aynı zamanda; sosyal uyaranları işlemleme becerilerinde eksikliğe neden olurken, çevredeki kişilerle sağlıklı ilişki kurulmasında engellenmeye neden olur.

Zihin kuramının gelişimine etki eden faktörler arasında; yaş, bilişsel, duygusal gelişim, dil becerisi, sembolik oyun oynama becerisi, ebeveyn-çocuk, kardeş, arkadaş ve akran ilişkisi yer almaktadır (Gülay,2008).

Sosyal etkileşim kurulmasında etkisi olan sembolik oyun oynayabilme becerisi,  diğer bireylerin düşüncelerini, duygularını anlayabilmek için önemli ipuçları sunar. Çocuklar; diğer insanlarla karşılıklı olarak gerçekleştirdikleri iletişim sayesinde yeni bakış açıları ve davranışları doğru şekilde yorumlayabilme yeteneği kazanırlar (Cassidy, Werner, Rourke & Zubemish 2003).

Gelişim bilimi alanı uzmanları Yirmiya & Shulman, (1996), çocukların görünüm,gerçeklik ve benmerkezcilik algılarının yanında ayrıca da, nesne korunumu farkındalığı ile zihin kuramı gelişimi arasında korelasyon ilişkisi olduğunu gösteren çalışmalar yapılmıştır (akt. Bee & Boyd, 2009).

Sembolik oyunun bir aşaması olan, -miş gibi yapabilmenin de zihin kuramı gelişimine  olumlu yönde katkısı olduğu bilinmektedir. –Mış gibi oyununu akranlarıyla beraber oynamak ile zihin kuramı gelişimi güçlü şekilde ilişkilendirilir (Dockett & Smith, 1995; Schwebel, Rosen & Singer, 1997).

İLETİŞİM ANLAMLANDIRMADA ZİHİN KURAMI

Zihin okumayabilmenin bir işlevi de iletişimdir. Bununla ilgili olarak Grice (dil filozofu) durumu şöyle açıklar. Kişilerin söylediklerinden anlam çıkarırken yapılan en temel şey, iletişim niyetlerinin ne olduğunu zihnimizde canlandırmaktır. Örnek verecek olursak; resim dersinde öğretmen çocuklara ‘’bugün sizin sizinle kafesin içindeki tavşanı boyayacağız.’’ Derse öğrenciler kafesteki tavşanın boya ile kaplanmayacağının farkındadır. Yani mecaz kullanımını çözümlemek zihin okuma becerisidir. Konuşan kişide dinleyen diğer kişilerde bu gibi durumlarda sözcüklerin söylendiği gibi anlaşılmayacağını bilir (P.Howling, S.Baron-C.J.Hadwin; 2016).

Zihin kuramının diğer işlevlerine kısaca değinelim;

Aldatma (Deception): Başkalarının gerçek durumda yanlış olan şeylerin doğru olduğuna inandırılmasıdır. Normal gelişim gösteren çocukların yaş civarında yanlış inanç düzeyini kavradıklarında aldatma becerisini kazanmaya başlarlar.

Empati:  Zihin okumanın önemli işlevlerinden olan; çocuklara diğer kişilerin olayı nasıl yorumlayabildiği ve insanların nasıl hissettiği hakkında beceri sunması ‘’empati’’ yeteneğidir.  3 yaşına gelen çocuk diğer kişilerin dışsal sebeplere bağlı olan duygu durumlarını anlayabilir.  5 yaşına geldiklerinde ise; kendi düşünceleri gerçek durumla uyuşmasa bile, başkalarının olacak olaylarla ilgili düşüncelerinden kaynaklanan duyguları kavrayabilirler. Örneğin; Ali araba yarışını kazandığını düşündüğü için mutlu hissediyor (P.Howling, S.Baron-C.J.Hadwin; 2016).

İç görü ve öz farkındalık: Çocuklar; kendi zihinsel kusurlarını görmeye, kendi zihinsel durumlarına atıfta bulunduktan sonra geçiş yaparlar. 4 yaşında olan çocuklar dış görünüşleri gerçekten ayırt edebilirler, yanlış inançları yani ‘’a olduğunu düşünüyorum ama yanılmışım’’ şeklinde. Ayrıca davranışın nedenini ve bilginin gelen kaynağının yanlış olabileceğinin farkına varabilirler.

Zihin okuyabilmenin diğer kullanım şekli ise başkalarının fikrini ikna etmek ve değiştirmeye çalışmak bazen de karşı tarafa bunu öğretebilmektir.

ZİHİN KURAMI VE OTİZM

Zihin kuramındaki eksiklikler ilk kez Baron-Cohen tarafından otizm ve diğer yaygın gelişimsel bozukluklarda tanımlanmıştır. (Baron-Cohen, Leslie & Frith, 1985). Otizm tanısı alan çocukların; diğer kişilerin duygularını anlayamadığı, empati yapamadığı, başkalarının beklentilerini fark edemediği, düşüncelerini ve niyetlerini tahmin edemediği ve hatta sır saklama konusunu tam olarak yerine getirememeleri zihin kuramındaki yetersizliklerle yakından ilişkilidir (Frith, 2004; Perner, 1999).

Araştırmalara göre; otizm, şizofreni, asperger, işitme engeli gibi sosyal alanda iletişim eksikliği yaşayan çocukların da zihin kuramı yeteneklerinin normal gelişim gösteren çocuklara oranla daha geride olduğu bilinmektedir (Yücel, 2008).

Zihin kuramı bugüne kadar çok farklı şekilde testlerle değerlendirildi. Farklı istekler, inanışlar, düşünce, bilgiye ulaşma, gerçek görünen duygular gibi yeteneklerin ölçümü için literatürde kullanılan terimler ve testler; ‘’1. düzey yanlış inancı anlama’’, ‘’2. düzey yanlış inancı anlama’’, ironileri kavrama, gaf yapma/pot kırma (faux pas)’dır (P.Howling, S.Baron-C.J.Hadwin; 2016).

Otizmli bireylerde, diğer kişilerin inancını anlamadaki yetersizlikler yapılan aldatma testleri sonucunda anlaşılmaktadır. Yapılan aldatma; inançları yönlendirir ve otizmli bireylerin bu inancı kavramada yaşadığı zorluklar test sonuçları ile tutarlılık gösterir.

Zihinsel durumlara ait bir alanda duygularımızdır. Hobson, duygular ve ifadeleri eşleştirme yeteneğinde otizm tanısı olan çocuklar diğer gruptaki çocuklara göre daha düşük performans göstermişlerdir. Yapılan diğer araştırmalarda duyguları tanıyabilme değil tahmin edebilme yeteneği üzerinde çalışılmıştır (P.Howling, S.Baron-C.J.Hadwin; 2016).

-‘’mış gibi’’ yapmayı anlayabilmekte otizm tanısı olan çocukların zorlandığı alanlardan biridir. Normal gelişim gösteren çocuklar 2 yaş itibari ile sembolik oyun oynamaya başlarlar. Ancak otizmli olan ve 2 yaş üzerindeki çocuklar hiç sembolik oyun oynamayabilir ya da çok az oynayabilirler.

ZİHİN OKUMA ÖĞRETİLEBİLİR Mİ?

Normal gelişim sürecinde çocuklar zihin kuramı becerilerini eğitim ile öğrenmezler. Bu beceriye doğal yollarla sahip olurlar. Doğal şekilde bu beceriyi edinemeyen çocuklarla bu becerileri çalışmak gereklidir. Bu becerileri hedef alan bir eğitim süreci; hem otizm tanısı olan çocukların sosyal alanda ve iletişim alanındaki becerilerini geliştirir ham de zihin okumayı öğrenmek için alternatif bir yön sunar (P.Howling, S.Baron-C.J.Hadwin; 2016).

Görme engelli çocukların okumayı öğrenme süreçlerini ele aldığımızda; okumayı öğretebilmek için alternatif bir yol olan Braille alfabesi kullanılmaktadır. Aynı şekilde otizm tanısı olan çocuklara da zihin okumayı öğretmek için de alternatif bir yol kullanılmalıdır. Bu yol anlamayı değiştirmeyi ele alan bir süreç olduğu için farklı zorlukları vardır. Buna rağmen otizmi olan çocuklara zihinsel durumları öğretme süreci başarılı olmaktadır (P.Howling, S.Baron-C.J.Hadwin; 2016).

 ZİHİNSEL DURUMLARI ÖĞRETMENİN BEŞ DÜZEYİ

DUYGU İNANÇ -MIŞ GİBİ
1.DÜZEY Fotografik yüz tanıma Basit düzey karşı tarafın zihinsel durumunu anlama Duygusal motor oyun
2.DÜZEY Şematik yüz tanıma Başkasının karmaşık zihinsel durumunu anlama Fonksiyonel oyun (2)
3.DÜZEY Duruma dayalı duygular Görme bilmeye neden olur(kendi/başkası) Fonksiyonel oyun(>2)
4.DÜZEY İsteğe dayalı duygular Doğru inanç/hareketi tahmin etme Sembolik oyun(≤2)
5.DÜZEY İnanca dayalı duygular         Yanlış inanç Sembolik oyun(2>)

Kaynak: P.Howling, S.Baron-C.J.Hadwin; 2016, Çev.Psk.Dr.Selin Atasoy

EĞİTİMİN TEMEL İLKELERİ NELERDİR?

Öğretimde kavramsal karmaşanın en az indirilebilmesi için zihinsel durumları anlama çalışmaları üç farklı bileşene ayrılmıştır.

-bilgiye dayalı durumları anlama

-duyguyu anlama

-mış gibi yapmayı anlama

  • Eğitim basamaklandırılmalıdır, dereceli şekilden en basitten zora doğru giderek karmaşık beceriler öğretilebilir.
  • Normal gelişim gösteren çocukların beceriyi kazanma süreci önemli bir kaynaktır.
  • Doğal öğretim bu süreçte etkili bir yöntemdir.
  • Sistematik olarak pekiştirme yapılmalıdır çünkü pekiştirilen davranışlar pekiştirilmeyenlere göre daha hızlı kazanılır.
  • Hatasız öğretim tekniğini kullanmak öğretimi kolaylaştırır.
  • Eğitimi programlamak ve planlı şekilde sunmak, gelişimine uygun program ile devam etmek öğretimi hızlandırır.
  • Yönergeler kısa ve net olmalıdır. Yönergelerin dışında da kavramların altında yatan ilkelere odaklanan bir eğitim yöntemiyle devam edilmelidir.
  • Öğretilen tüm becerilerin genellenmesi sağlanmalı. Sosyal ortamda yaşanan olaylarla da bütünleştirilmelidir.

Özge ÖZGEÇ GÜREL
Uzman Klinik Psikolog
Oyun Terapisti

Zekanın sabit olduğunu ve geliştirilemeyeceğini iddia edenler var. Bu zalimce kötümserliği protesto etmeliyiz ve tepkimizi ortaya koymalıyız.”

Alfred BINET

Zeka; sorun çözme, mantık kurma, planlama, soyut düşünebilme, hızlı algılama, karmaşık fikirleri kavrama yeteneği ile birlikte birçok farklı ve başka süreçleri de kapsayan genel zihne bağlı yetenek, beceri ve potansiyeldir.

Akıl ile zekanın birbirinden farklı olduğunu belirtmek gerekir. Akıl işlenmiş bir zekadır. Doğruyu ve yanlışı ayırt edebilme, düşünce belirtebilme becerisidir. İnsan olgunlaştıkça aklı da gelişir ve değişir. Kısaca akıl zekayı kullanma yetisidir.

Zeka testlerin gelişmesi ve bugünkü düzeye ulaşmasında;  zihince geri olanların saptanabilmesi, subjektif değerlendirmenin bertaraf edilmesi, kısa sürede çok sayıda kişiyi değerlendirme isteği, grup farklılıklarının belirlenmesi, seçme ve yerleştirme gibi pratik ve temel ihtiyaçlardan kaynaklanmıştır.  Zeka testlerin konusundaki sistematik çalışmalar 19 yy. sonlarına doğru ortaya çıkmıştır.

Fransa’da da Alfred Binet (1905) bu dönemde hazırlanmış zeka testlerini yetersiz ve basit bulmuştur. Duyulara ilişkin ölçümlerden, zekâ seviyesini yordamanın mümkün olmadığını gözlemlemiştir. Zeka testlerinin karmaşık fonksiyonları ve özel olmayan daha genel nitelikleri ölçmesi gerektiğini savunmuştur.

İlk formal zeka testi için; 1905 yılında Alfred Binet ve Theodore Simon tarafından çalışmalara başlanmıştır. Bu dönemde Fransız hükümeti normal eğitim ve öğretim yapılan sınıflarda başarısızlık oranlarının artmasındaki süreç ve bu süreçten etkilenen çocukları ayırt etmek için bu görevlendirmeyi başlatmıştır.

Binet zeka testi 1908 tarihinde yenilenmiş 3-13 yaş aralığına uygulanabilir hale getirilmiştir. 1911 yılında Binet zeka ölçeği üçüncü kez revize edilmiştir ve 3-15 yaş aralığını kapsayacak hale gelmiştir.

1916 yılında Lewis Terasn’ın standardizasyonu ile birlikte Binet Zeka Testi 40 yıldan uzun bir süre Amerika’nın en sık kullanılan zeka testi olarak kayıtlara geçmiştir.

1949 yılında 5-15 yaş grubu için Wechsler Çocuklar için Zeka Testi (WISC ) geliştirilmiştir. Bu test içinde yıllar içerisinde revizyon çalışmaları yapılmıştır.

Zeka testlerine genel olarak bakıldığında; bilişsel işlevlere ilişkin becerileri sözel ölçümleme yapılmasıdır. Bu durum bireyin dil işlevlerinin gelişmediği alanlarda ya da konuşulan dilin yetersiz kaldığı koşullarda bazı dezavantajlar oluşturmaktadır. Bu gibi durumlar için alternatif yol sözel olmayan zeka testlerinin kullanılmasıdır. Sözle olmayan zeka testleri bireyin genel bilişsel yeteneklerinin dil yeteneğinden bağımsız, kültürden en az etkilenerek ölçmeyi amaçlamıştır.

Günümüzde en çok kullanılan sözel olmayan zeka testleri şunlardır; Evrensel Sözel Olmayan Zeka Testi (UNIT), Raven Standart Progresif Matrisler (RSPM), Naglieri Sözel Olmayan Zeka Testi (NNAT-I), Sözel Olmayan Zeka Testi (TONI-3, TONI-4). Bu testlerin genel içeriklerinde dile dayanmayan/sözsüz becerileri hızlı bir şekilde ölçme, sayısal beceriler, soyut mantık yürütme ve genel problem çözme gibi ortak özellikler bulunmaktadır (DeThome ve Schaefer 2004).

Çoklu Zeka Kuramı Nedir?

Çoklu Zeka Kuramı, Howard Gardner’ın Harward Üniversitesi “Project Zero” isimli projesi konusundaki çalışmaları sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Gardner özellikle beyin hasarı olan bireyler üzerinde yapmış olduğu araştırmalarla beynin farklı bölgelerinde meydana gelen hasarlar sonucunda bir etkinliği yapmakta zorluk yaşayan bireyin, beynin diğer kısımları tarafından desteklenerek bu aksaklığı kapatabildiğini gözlemlemiştir (Demirel, vd., 2006).

Gardner, çoklu zeka kuramıyla ilgili olarak özellikleri ve bilimsel kanıtları sunarken, büyük oranda nöropsikoloji ve beyin araştırmalarını dayanak göstermiştir. Bu nedenle kuram, tartışmasız olarak büyük ölçüde kabul görmüştür. Beyin araştırmaları her bir zekanın beyinde sadece bir yerde bulunmadığını göstermiştir.

Gardner, zekanın objektif olarak ölçülebileceğini savunan geleneksel zeka anlayışını eleştirerek zekanın tek bir etmenle açıklanamayacağını birden fazla yeteneği kapsadığını ileri sürmüştür. Bu nedenle zeka kavramına çok daha geniş bir bakış açısı ile bakarak, bireylerin  farklı şekillerde sahip oldukları yetenekleri ve potansiyelleri zeka alanları olarak isimlendirmiştir (Saban, 2009).

Gardner zekayı; 8 başlıkta toplamıştır.

  • Sözel-Dilsel,
  • Matematiksel-Mantıksal,
  • Görsel-Uzamsal,
  • Müziksel-Ritmik,
  • Bedensel-Kinestetik,
  • Sosyal-Kişiler Arası,
  • İçsel
  • Doğa

Burada önemli olan konu Gardner zekayı bu alanlara ayırırken bunların; zekan bölümlerinin birbirinden  kopuk olmadığını aksine, aralarında sıkı bir bağ olduğunu ifade etmiştir.

Zeka Testleri Nelerdir?

  • Wechsler Çocuklar için zeka ölçeği (WISC-R)
  • Stanford-Binet Zeka Testi
  • Cattell Zeka Testi
  • TONI 3-TONI 4
  • UNIT
  • RSPM
  • Leiter Zeka Testi
  • Anadolu-Sak Zeka Ölçeği (ASİS)
  • National No-verbal Coginitve Ability Test(BNV)

Göreceli olarak zeka hakkında bilgi veren diğer testler ise; Cognitive Assessment System   (CAS), Good Enough-Harris İnsan Resmi Çizme Testi, Kohs Küpleri Zeka Testi. Porteus Labirentleri Zeka Testidir.

Zeka Testlerinin Avantajları Nelerdir?

Öncelikle zeka testi sonucu bir teşhis bilgisi sunar. Kişinin zihinsel işlem hızını ve çalışma belleğini ölçen zeka testleri, uygun müdahale programları oluşturabilmek için kişinin güçlü ve zayıf yönlerinin belirlenmesine yardımcı olur.

Hangi Durumlarda Zeka Testi Yapılmalıdır?

  • Bireyin; akranlarına uyum sağlayamadığının gözlemlendiği durumlarda,
  • Öğrenme güçlüğü sıkıntılarının yaşandığı durumlarda,
  • Okul korkularının ciddi boyuta ulaştığı durumlarda,
  • İçe kapanıklık, hiperaktivite, dürtü problemi gibi sorunların hayatı akışını etkilediği durumlarda,
  • Alt ıslatma probleminin, biyolojik, fizyolojik ve organik kökenli olmadığı durumlarda vb.

Bu maddeler çocuğa göre bireysel olarak bir uzman tarafından yorumlanmalıdır. Çocuğu tanıyan aile bireylerinden ve varsa başka uzmanlardan detaylı şekilde bilgi edinilmelidir.

Çocuklarda Zeka Testinin Yaş Aralığı Nedir?

2 yaş itibari ile zeka testleri uygulanmaktadır. Ancak beyin gelişiminin devam ettiği bu dönemde zeka testi önerilmemektedir. Bu noktada önemli olan çocuğun bir uzman tarafından değerlendirilmesi ve testin yapılmasına karar verilmesidir.

Zeka Testleri Kim Tarafından Uygulanır?

Bugün Türkiye’de ve tüm dünyada geçerliliği olan zeka testleri; çocuk alanında uzman psikologlar tarafından uygulanmaktadır.

Zeka Testinin Sonucunu Aile Öğrenebilir mi?

Çocuğa uygulanan zeka testi sonrasında iki farklı rapor hazırlanmaktadır. Bunlardan biri aile raporu diğeri ise uzman rapordur. Aile raporunda etik nedenlerden dolayı çocuğun IQ düzeyine yer verilmez. Ancak bu IQ düzeyinin detaylı olarak genel özellikleri ve çocuğun tüm yeterli ve yetersiz olduğu alanlarda bahsedilir. Ayrıca IQ düzeyinin karşılığı olan aralığın ismi belirtilir. Örneğin; çocuğunuzun IQ’su 105 ise, aile bu sonucun karşılığını raporda ‘’normal zeka düzeyi’’ olarak görecektir. Uzman ile paylaşılan raporda ise; çocuğun performansına dair tüm detaylar, IQ puanı ve görüşlere yer verilmektedir.

Bu sebeple; zeka testinin yapılması genellikle bir uzman yönlendirmesi ile gerçekleşir, zeka testi ailelerin merakı üzerine yapılmamaktadır.

Zeka Testi Yaptırmadan Önce Ailelerin Bilmesi Gerekenler

  • IQ ve zeka aynı anlama gelmemektedir.
  • Zeka bir test ile ölçülemeyecek kadar çok boyutlu ve karmaşıktır.
  • Zeka testinden yüksek puan almak bir çocuk hakkında ipucudur ancak geleceği gözetemez, uzun vadede başarıyı garantileyemez.
  • Zeka puanının yüksekliğinin yanı sıra önemli olan başka faktörler vardır. Ancak zeka testleri bu faktörleri ölçememektedir. Empati yapabilme yeteneği, takım çalışmasına yatkınlık, yaratıcılık, pratik düşünebilme, farklı fikirler arasında orijinal bağlantılar kurabilme, yeni bir duruma uyum sağlayabilme ve problem çözebilme yeteneğini geliştirebilme vb.
  • Çocuğumuzun ne kadar zeki olduğu değil, hangi alanda zeki olduğu daha önemlidir.
  • IQ skorunun düşüklüğü çocuğunuzun başarısız ya da yeteneksiz olacağı anlamına gelmez. IQ puanı düşük olan; muhteşem sanat eserleri ortaya çıkaran çocuklar vardır.
  • Beyin gelişiminin devam ettiği dönemde uzman önerisi değilse zeka testi yaptırmayınız. Erken yaşlarda yapılan zeka testleri; daha geç gelişim gösteren çocukların potansiyelinin ortaya çıkmasını engelleyebilir.
  • 2011 yılında yapılan ve sonuçları çok önemli olan bir araştırmaya göre; zeka puanı geliştirebilir ya da gerileyebilir. Araştırmacılar çocukların 4 yıllık dönemde IQ skorlarının nasıl değiştiğini incelemiş. 4 yıl içerisinde IQ puanı 21 puan artan ve 18 puan düşen gruplar mevcut. Bunun en önemli nedeni; zaman içerisinde beyinde meydana gelen yapısal değişimle. Beynimizi çalıştırırsak güçlenir, çalıştırmazsak körelir.
  • IQ testinin kültürel doğrulara uygunluğu ölçen bir araç olduğu da unutulmamalıdır.

Uzman Klinik Psikolog
Özge Özgeç GÜREL

Pediatrik rehabilitasyon; çocuklarda prenatal(doğum öncesi), natal(doğum esnasında) ya da postnatal(doğum sonrasında) nedenlerle oluşabilen fiziksel, mental, duyu-algı ya da kognitif bozuklukların yarattığı özür ya da engel tablosunda bütüncül yaklaşımlar içeren bir kavramdır.

Pediatrik rehabilitasyon; çocuğun fizyolojik, anatomik ve çevresel kısıtlılıkları içerisinde mümkün olabilen en üst fonksiyonel, psikososyal ve mesleki bağımsızlığa ulaştırılması olarak tanımlanabilir.

Pediatrik rehabilitasyon alanında en çok karşılaşılan problemler en başta SP(serepralpalsi) olmak üzere çeşitli kas hastalıkları(DMD, SMA vb), mentalretardasyon, gelişimsel ve davranışsal problemler, periferik sinir yaralanmaları(brakialpleksus yaralanmaları vb), kas iskelet sistemi anomalileri, nöromuskuler hastalıklar ve kromozomal hastalıklar(Down sendromu vb) gibi nörolojik ve ortopedik problemlerdir.

Çocuklarda rehabilitasyon süreci oldukça karmaşık ve uzun bir süreçtir. İstenilen amaca ulaşılabilmesi birçok disiplinin bir arada ve uyumlu çalışmasına bağlıdır

Pediatrik rehabilitasyon programı, çocuklar için kapsamlı multi disipliner rehabilitasyon bakımı hizmeti sunmaktadır. Amaç, her bir çocuğun yeteneklerini en üst düzeye çıkarırken, engellerin etkilerini en aza indirmektir. Bu, aile merkezli bir ortamda sağlanan en yüksek kalitenin etkin rehabilitasyonu ile gerçekleştirilir. Pediatrik rehabilitasyonda her bireyin öz bakım, hareketlilik, iletişim, biliş ve sosyalleşmede tam işlevsel bağımsızlığa erişmesine yardımcı olmayı hedeflenir. Pediatrik rehabilitasyonda uzmanlarımız her hastanın özel ihtiyaçlarına göre iletişim kurmakta, çocuğun işlevsel bağımsızlığına ulaşabilmesi için gereken tedavileri uygulamaktadır. Rehabilitasyon ile çok küçük yaşlarda emeklemede zorlanma, yürüyememe, el-kol koordinasyonundaki eksiklikler tedavi edilebilir.

Pediatrik fizyoterapi ve rehabilitasyon ile tedavi edilen hastalıklar nelerdir?

  • Serebral palsi
  • Spina bifida
  • Gelişme geriliği
  • Brakiyal pleksus felci
  • Tortikollis
  • Skolyoz
  • Down sendromu
  • Otizm spektrum bozuklukları
  • Duchenne musküler distrofi
  • Becker musküler distrofi
  • Spinal muskuler atrofi
  • Eklem tutulumu yapan romatizmal hastalıklar
  • Çocukluk çağındaki travmatik beyin hasarı
  • Çocukluk çağındaki omurilik yaralanması
  • Çocukluk çağındaki Guillain-Barré sendromu
  • Çocukluk çağındaki yanıklar
  • Amputasyonlar
  • Rehabilitasyon gerektiren ortopedik sorunlar

Burak Berkay KABAKÇI 

Ergoterapist

Fizyoterapist

Özgül öğrenme güçlüğü, anlamayı ya da dili -yazılı ya da sözlü- kullanmayı içeren temel psikolojik süreçteki bir ya da birden fazla bozukluktur. Bu bozukluk dinleme, düşünme, yazma, hecelemede ya da matematik hesaplamadaki eksik becerilerle kendini gösterir.

ÖZGÜL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÇEŞİTLERİ VE BELİRTİLERİ

DİSLEKSİ – OKUMA GÜÇLÜĞÜ

  • Okuma hızı yavaştır, sözcük sözcük okur.
  • Okurken yerini kaybeder.
  • Okurken göz hareketleri sürekli geri gider, yeni satıra geçerken hata yapar.
  • Sözcüğü bütünüyle ters çevirip yanlış okur.
  • Okuduğunu hatırlamakta zorlanır.
  • Okuduğunu çok az anlar.
  • Benzer sözcükleri karıştırır: UYAK-AYAK
  • Harfleri değiştirebilir: DAL- BAL

DİSGRAFİ – YAZMA GÜÇLÜĞÜ

  • Bakarak sözcükleri, cümleleri, paragrafı doğru kopyalamada zorluk yaşarlar.
  • Dinleyerek sözcükleri, cümleleri, paragrafı doğru kopyalamada zorluk yaşarlar.
  • Düzensiz bir defterler kullanımları vardır.
  • Yazarken harflerin yerlerini değiştirirler.
  • Harfleri karıştırırlar: b-d, p-q

 DİSKALKULİ – MATEMATİK GÜÇLÜĞÜ

  • Dört işlemle ilgili sorunlar yaşar.
  • Rakamları karıştırır: 6 ve 9 gibi
  • Kesirli ifadeleri anlamada zorluklar yaşar.
  • Saati öğrenmekte güçlük çekerler.
  • Para ile ilgili sorunlar yaşarlar: para üstü alma verme

NOT: Yukarıda verilmiş hatalar bütün çocuklarda görülebilir ancak özgül öğrenme güçlüğü olan çocuklar bu hataları daha çok ve sık yaparlar.

ÖZGÜL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ TANISI VE EŞ TANI

Kişiye standardize edilmiş bir test uygulandığında kronolojik yaşı, aldığı eğitim ve zeka düzeyine uygun olmayan okuma, yazma veya matematik alanında beklenilenin altında bir performans göstermesi bize kişinin sahip olduğu özgül öğrenme güçlüğünü sunar. Kişi sadece bir alanda veya birden fazla alanda beklenilenin altında performans gösterebilir. Örneğin, bir çocuk sadece disleksi tanısı alırken başka bir çocuk disleksinin yanında diskalkuli tanısı da alabilir.

Özgül öğrenme güçlüğüne eş tanı olarak da bakıldığında ise ÖÖG’si olan kişilerin %25-30’ unda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite (DEHB) vardır. DEHB tanısı almış kişilerin ise %75-80’ inde ÖÖG görülmektedir.

NOT: Öncelikle çocuklarda göz ve kulak muayenesi yapılmalıdır. Fiziksel bir rahatsızlık dolayısıyla çocuklar bahsedilen alanlarda düşük performans gösterebilir. Bu durumun netleştirilmesi sonrasında psikolog ve özel eğitim uzmanlarınca ÖÖG teşhis edilir. DEHB ise doktor tarafından teşhis edilir.

Beyza KOSANOĞLU

Psikolog

Oyun; Türk Dil Kurumu sözlüğünde geçen anlama göre, “yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence” olarak tanımlanır.

İnsanlığın her döneminde varlığını sürdürmüş olan oyun; gelişim açısından önemli bir yere sahiptir.  Poyraz (2003)’de yaptığı bir araştırmasında, oyunun insanlık tarihi kadar eskiye dayandığını aktarmıştır. Arkeolojik araştırma ve yazılı belgeler de günümüzde oynanan oyunları 2000 yıl ve öncesine dayandığını belirtmiştir. Çocuklar için oyun; özgürlük ortamında kendiliğinden gerçekleşmeli, belli amaca yönelik olmamalı ve gerçekleştiğinde mutluluk vermelidir.

Montaigne ( 1533-1592)  oyunu, çocukların en gerçek uğraşları olarak tanımlamıştır.

Piaget (1962)’e göre oyun çocukların kendi seçtikleri veya gruptaki diğer çocukların seçtikleri ve kendilerine göre sağlam kuralları olan fiilerdir.

Cailois ise; oyunun gerçek hayattan farklı olduğu bilinci ile gerçekleştirilen gönüllü bir faaliyet olduğunu belirtmiştir.

Çocukların oyun esnasında oynadıkları nesneler onların kelimeleri, oyunun kendisi ise çocukların dili gibidir (Landreth, Ray ve Bratton, 2009).

Çocuklar oyun oynayarak; kendilerini tanırlar, farklı girişimlerde bulunarak duygularını ve duyularını zenginleştirirler. Kimi zaman gerçek hayatın pratiğini oyun ile gerçekleştirirken kimi zaman da gerçek hayattın yansımalarını oyunla aktarırlar.

Oyunun Gelişim Aşamaları

Çocukların oyun ile ilgili davranışları yaşlara ve gelişim düzeylerine göre farklılık göstermektedir. Çocuklardaki oyun davranışları incelendiğinde; ilk aşamada çocukların tek başına oyun oynadıkları daha sonra etrafta oyun oynayan çocukların oyunlarını izledikleri, sonraki aşamada aynı ortamı paylaştığı diğer çocuklar oyun oynarken onlarla etkileşim kurmadan kendi oyunlarını gerçekleştirdikleri ve son aşamada ise diğer çocuklarla işbirliği ve paylaşma girişimlerinde bulunarak birlikte oyun evresine geçildiği görülmektedir.

Parten, çocukların oyun evrelerini sosyal açıdan ele alarak değerlendirmiştir (1932).

  • Yalnız Oyun Dönemi: Çocuğun doğrumu başlangıcından iki yaşına kadar geçirdiği evredir. Bu dönemde birkaç aylıkken çevresindeki uyarıcılarla ilgilenmesi, nesnelerin seslerini, renklerini ve hareketlerine yönelimi ve izlemesi daha sonra ise tek başına oyun oynaması ‘’yalnız oyun dönemini’’ oluşturur ( Öncü, EÇ., 2014).
  • Oyun İzleme Dönemi: Bu dönemde çocuklar, aynı ortamda bulunan diğer çocuklar ile etkileşime girmeden uzaktan onların oyunlarını izler. Çocuklar bazı zamanlarda oyuna katılmasalar da oyun oynayan kişilerin davranışları ile ilgili sorular sorabilirler ( Özbay E. 2014)
  • Paralel Oyun: Çocukların 2 ile 4 yaşları arasında gelişim dönemini kapsamaktadır. Bu dönemde çocuklar diğer çocuklarla aynı ortamda oyun oynarlar fakat birlikte oyun oynamazlar. Kısaca çocukların birbirinden bağımsız bir şekilde farklı oyunlar oynadıkları dönemdir (Frost JL, Wortham S, Reifel S. 2008).
  • Birlikte Oyun: bu dönemde çocukların oyun amaçları aynı olmasa da; çocuklar etrafındaki diğer çocuklar ile etkileşime girer, konuşur ve birlikte oynarlar. Birbirleriyle fikir alışverişinde bulunurlar ve oyuncak paylaşımına girerler. Gelişimsel açıdan benmerkezcil özelliği ağır bastığı için oyunları iyi planlayamadıkları görülebilir (Frost JL, Wortham S, Reifel S. 2008).
  • İşbirlikçi Oyun: Oyunun bu evresinde çocuklar tarafından; kural, rol ve amaç planlanır. Bu kurallar çerçevesinde, işbirliğini hedef alan oyunlar birlikte oynanır.

Konu ile ilgili literatür incelendiğinde; genel haliyle oyunun iki şekilde sınıflandırıldığı görülmektedir. Bunlardan ilki bilişsel oyun diğeri ise sosyal oyundur. Piaget oyunun bilişsel boyutlarını inceleyen ilk araştırmacılardan biridir.

Piaget ve Oyun Evreleri

  • Alıştırmalı Oyun: Çocuklar 4 aylık olduklarında çevresinde dokunabildiği tüm objeleri almayı öğrenir, yakalar, sallar ve atar. Bu oyunlardan haz duyan çocuklar sürekli olarak hareketi tekrarlarlar. Bu dönem çocuğun yaşamının ilk iki yılını kapsamaktadır.
  • Sembolik Oyun: Bu dönem çocukların 2 yaşına girmesiyle başlar. 7 ile 11 yaşına kadar sürdüğü gözlemlenir. Çocuklar bu dönem içerisinde; gerçek dünyada yaşadığı olayları oyunla yeniden canlandırır. Gerçek hayattaki kişilerin ve objelerin yerini oyunda öyleymiş gibi sembolize eden nesneler alır. Çocuklar taklit becerilerini kullanarak; içerisinde bulunduğu çevreye ait yaşayış ve düşünce biçimlerini oyuna yansıtırlar. Bu durum gerçek hayatlarındaki kişilerin taklitlerini içeren sosyalleşme sürecini kapsamaktadır (Öncü EÇ, Özbay E. 2014).
  • Kurallı Oyun: Çocuklar 4 yaşına girdikten sonra kurallı oyun oynama dönemine başlarlar. 6 yaş ve sonrasında ise tamamen öğrenmeyi gerçekleştirmiş olmaları beklenmektedir. Oyunlara kurallar koyarlar ve bu kurallara uygun olarak gruplar halinde oyun oynarlar. Bu dönemde oyun sürelerinin uzadığı görülür. Daha bilinçli bir düşünme sürecinde oldukları gözlemlenir. Hayali oyunlar bu dönem ile birlikte azalmaya başlar. Oyunların bir çoğunda çocuklar kazanmak ve başarmak isterler. Tüm bu gelişmelerle birlikte de çocuklar daha da sosyalleşir ve kendilerini kontrol etmeyi öğrenirler ( Jordan, R. 2003).

Sembolik Oyun

Sembolik oyun; oyuncakların işlevine uygun şekilde oynanmasından farklı olarak, nesnelere işlev ve özellik atfedilmesi o nesnenin – mış gibi kullanılmasıdır (Jordan, 2003).

Çocuklar sembolik oyun döneminde, hayal güçlerine göre gerçek dünyayı oyunlarına yansıtırlar. Sembolik düşünmenin temelinde, çocukların kendi sosyal dünyasında gelişen olaylar vardır. Bu yüzden sembolik oyun çocukların, sosyal hayatlarını daha iyi anlamalarına fırsat verir.

Vygotsky;  yaratıcılık, bilinçlilik ve eleştirel düşünme gibi kavramların sembolik oyunun içerisinde gelişimsel olarak ortaya çıktığını vurgular (Damon, 1983).

Sembolik Oyunun Gelişimi

Bebeklerin beyin gelişiminde farklı alanlar birbirinden farklı zamanlarda gelişmeye devam eder. 8. ayda prefrontal lob gelişimi ile bilinçli hafıza da gelişir. Bebeklerin nesne sürekliliği kavramın gelişimiyle beraber algılamaları da gelişir. Nesne sürekliliği; bir oyuncağın belli bir parçasının görünmesi ile, çocuğun o parçadan oyuncağın tamamını aklından tamamlamasıdır (Poole, Miller ve Church, 2005).

Sembolik oyunun ilk evresi bir buçuk-iki yaş civarında sözsüz biçimde başlar ve dil ve sosyal gelişime destek olacak biçimde sürer (Libby, Powell, Messer ve Jordan, 1998). Belsky ve Most (1981)’,çocukların oyunları üzerine araştırma yaptıklarında; 13,5 ay ve 15 aylık çocukların işlevsel oyun oynamaya başladıklarını,  19,5 aylık çocukların ise sembolik oyun içerisinde ise daha kısıtlı zaman geçirdiklerini aktarmışlardır. 12 aydan önce ise çocuklarda sembolik oyun davranışlarının görülmediğini belirtmişlerdir (Akt. Cohen 2006).

12 aylık çocuklar nesnelere yönelik bilgi sahibi olmaya balarlar ve işlevlerini anlama düzeyleri artar.  Onlar için oyuncaklar gerçek dünyalarını temsil etmektedir. Daha çok gerçeğe çok benzeyen nesne ve oyuncakları nereye nasıl koyacağını, nense ile ne yapılacağına dair durumlarını öğrenirler. Çocuklar, bu kazanımlardan sonra ise, gerçeğe daha az benzeyen nesneleri kullanırlar. 2 yaş gibi; bir nesneyi başka bir nesne yerine kullanabilme becerisine sahip olurlar (Akt. Cohen: 2006).

3-4 yaşına gelen çocuklarda sembolik oyun davranışları incelendiğinde; çocukların oyun içinde iki ya da daha fazla eylemi karşılıklı rol şeklinde oynayabildikleri görülmektedir. Örneğin; oyuncak bebeğini anne rolünde canlandırabilir. Bu aşama çocuklarının oyun gelişimde önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu aşama ile birlikte; çocukların zihinlerinde diğer kişiler ile ilgili fikirler gelişir ve hayal kurma yeterliliklerinin de gelişimi sağlanır (Wolfberg, 1999).

Sembolik oyun, alanyazında çeşitli şekillerde incelenmektedir (Acarlar, 2001; Rutherford ve diğerleri, 2007; Williams, Reddy ve Costall, 2001). Buna göre ilk olarak gerçek nesnelerin ya da bir nesnenin daha küçük boyutunun işlevine uygun biçimde kullanılması şeklinde gerçekleşen ‘’işlevsel sembolik oyundur.’’ İkincisi ise; herhangi bir nesnenin yerine farklı bir nesnenin kullanılmasıyla gerçekleşen ‘’hayali oyundur.’’ Son olarak ise; hiç olmayan bir nesnenin varmış gibi kullanıldığı veya olmayan bir eylemin yine varmış gibi canlandırıldığı ‘’sosyo-dramatik oyundur’’ (Acarlar, 2001; Libby, Powell, Messer ve Jordan, 1998; Rutherford ve diğerleri, 2006; Williams, Reddy ve Costall, 2001).

Sembolik oyunun gelişimi tabloda bu şekilde gösterilebilir.

SEMBOLİK OYUN AŞAMALARI -MIŞ GİBİ (SEMBOLİK OYUN) AÇIKLAMA ÖRNEKLER
1.DÜZEY Duyusal Motor Oyun Çocuğun bir oyuncağı çok basit şekilde manipüle etmesidir. Nesneyi vurma, sallama ve ağzına sokma gibi davranışlar görülür. Ritualistik ve stereotipik hareketlerle; nesneleri rengine ya da boyutuna göre dizme, sıralama gibi davranışları içerir.
2.DÜZEY İlk İşlevsel Oyun Oynama (2) Çocukların oyuncakla geleneksel bir yolla oynamaya başlamasıdır. Bu aşamada oyuncağı sembolik olarak kullanım yoktur. Arabayı sürmek. 10 dakikalık kayıt süresinde çocuklar bu tarz bir oyunun bir ya da iki özelliğini gösterirler.
3.DÜZEY Gelişmiş İşlevsel Oyun Oynama (>2) Çocuklar bir dizi oyuncakla 10 dakika boyunca işlevsel oyunun en az 3 ya da daha fazla örneğini gösterirler. Topu atmak, topa vurmak, araba sürmek, diş fırçası ile bebeğin dişlerini fırçalamak.
4.DÜZEY A)İlk Sembolik Oyun Oynama (2) şunları içermektedir.

A1) Bir nesneyi başka bir nesnenin yerine koyma

Çocuklar herhangi bir nesneyi farklı bir nesneymiş gibi oyunun içerisine katarlar. Tahta küpü arabaymış gibi sürmek.

Hamuru yılanmış gibi kullanmak.

A2) -mış gibi atıfta bulunmak Çocuklar oyun sırasında nesneye olmayan özellikler yüklerler. Oyuncak bebeğin yüzü kirliymiş gibi silmek.

 

A3)Hayali nesneler/senaryolar kullanma Çocuklar oyun oynarken, olmayan nesnelere varmış gibi davranır ve bu hayali nesneleri kullanır gibi görünür. Boş bir fincandan çay içermiş gibi yapmak.
B) Gerçek ve –mış gibi ayrımı Çocuk hem gerçek oyuna hem de –mış gibi oyuna katılım gösterir. Bu aşamada çocuk hangi oyunun gerçek hangisinin –mış gibi olduğunu cevaplar.
5.DÜZEY Sembolik Oyun Oynama(>2) 4.düzeydeki en az 3 ve daha fazla aşamayı sponton bir şekilde üreterek oynar. Bebeğin karnı açmış gibi yemek yedirir, hastaymış gibi doktora götürür ve ilaç olmayan bir nesneyi ilaç olarak kullanarak bebeğe ilaç içirir.

 

Kaynak: P.Howling, S.Baron-C.J.Hadwin; 2016, Çev.Psk.Dr.Selin Atasoy

Psikoanalitik kuramcılardan olan Sigmund Freud (1920-1961) ve ardından onu takip eden kuramcılar; oyunların çocukların iç dünyalarını ve duygusal yaşamlarını yansıttığını belirtmişlerdir. Oyunun teröpatik bir etkisi olduğunu, çocuğun oyun yolunu kullanarak; korkularını kaygılarını dışa vurabileceğini ve oyunun çocukların hayatlarındaki duygusal problemleri önleyici ve de çözümleyici bir etkisi olduğunu ifade etmişlerdir. Freud, sembolik oyunu çocuğun bilinç ve bilinçaltındaki isteklerini ve korkularını anlamak amacı ile kullanmıştır.

Jung, küçük çocukların sembolik oyun oynadıklarından bahsederek sonradan ‘’oyun terapisi’’ olarak tanımlanacak olan yaklaşımın temelini buna bağlamıştır. Anna Freud (1965), Melanie Klein (1932), Erik Erikson (1950) ve diğer gelişimsel çocuk psikoanalistleri, oyunun terapötik yanını vurgulamışlardır. Onlar, oyunun merkezinde çocukların korku ve isteklerinin bulunduğunu ve bununla birlikte de oyunun sembollerden oluştuğunu ifade etmektedirler (Akt. Drucker, 1994).

OYUN TERAPİSİ NEDİR?

Oyun Terapisi kavramının ilk ortaya çıktığı zaman, çocuk psikoterapisinin oluşumu ile aynı döneme denk gelmektedir. Oyunun terapötik tarafına değinen ve psikoterapi literatürüne katan ilk kişi Sigmund Freud’dur. (Schaefer, 2013).

Freud (1909), çalışmalarından sonra,  terapötik oyun sürecini de üç ana işlevde incelemiştir. İlk olarak; çocukların kendini ifade etme becerisinin güçlenmesi, daha sonra çocukları ideasındaki isteklerin gerçekleştirilmesi ve son olarakta çocukların deneyimlediği travmatik olaylarla başa çıkabilmeleridir (Akt. Schaefer,2013).

Oyun terapisinin yöntemi; çocuğun sağaltım süreçlerini onun dilinden ve düzeyine uygun bir şekilde işleyerek ilerler. Çocuklara ulaşabilmenin en kolay yolu onlarla oyun oynayabilmektedir. Yaşadıkları travmatik olayları oyun aracılığıyla dışa vururlar. Çocuklara güven ortamı başarılı ve doğru şekilde sağlandığında çocukların sağaltımı artmakta ve terapiden olumlu sonuçlar alınmaktadır.

Çocuk ruh sağlığı alanında pek çok oyun terapi türü kullanılmaktadır. Teber (2015) çalışmasında alanda kullanılan oyun terapi türlerini; Çocuk Merkezli Oyun Terapisi, Deneyimsel Oyun Terapisi, Gelişimsel Oyun Terapisi, Theraplay, Psikanalitik Oyun Terapisi olarak derlemiştir (Teber, 2015).

Oyun terapisinin kullanıldığı alanlara bakacak olursak;

  • Karşıt olma-karşıt gelme bozukluğu olan çocuklar
  • Evlat edinilmiş ya da koruyucu ailelerin yanında kalan çocuklar
  • Cinsel istismara uğramış çocuklar
  • Travmatik yaşantısı olan çocuklar
  • Davranış bozukluğu olan çocuklar
  • Yüksek kaygı ya da ayrılma kaygısı yaşayan çocuklar
  • Gelişimsel sorunları olan çocuklar
  • Seçici konuşmazlık tanısı olan çocuklar
  • Kimlik sorunu yaşayan çocuklar
  • Bağlanma bozukluğu yaşayan çocuklar
  • Obsesif-kompulsif bozukluğu olan çocuklar
  • Kardeş kıskançlığı, tuvalet problemleri ya da farklı alanlarda fobileri olan çocuklar olduğunu görmekteyiz.

Oyun terapisinin çocuklar üzerinde terapötik bir değeri vardır. Tüm diğer terapiler de ihtiyaç duyulan faktörlerin yanında bulunması gereken terapötik iletişim kurulurken; çocuklarla çalışan terapistler için, oyunun kullanımı kolaylaştırıcı bir etkiye sahiptir. Çocuklar kendisi için kaygı verici sorunları oyun odasında kendisi ile doğru bir iletişim kuran terapistin yanında ortaya koyabilmektedir. Yani oyun çocuğun dili olurken, oyuncaklar da kelimeleri haline gelir. Terapist ise bu noktada çocuğun sorunlarını anlarken, çocuğun da geri yansıtmasına fırsat sağlar.

OYUN OYNAMAK VE OYUN TERAPİSİ AYNI ŞEY DEĞİLDİR

Oyun Terapisi ile ilgili en çok karmaşa yaratan şeylerden biri; oyun oynamanın, oyun terapisi olarak bilinmesidir. Oyun terapisi içerisinde oyun oynamayı barındırır ancak sadece oyun oynamak oyun terapisi değildir. Tuvalet kaygısı yaşayan ve tuvalet eğitimi sürecinden travmatik olarak etkilenen bir çocuğun; oyun terapisi seanslarında bu problemine ilişkin tedavi uygulanır. Çocuk tuvalet ve bebeklerle bunu oyuna yansıtarak gösterebilir aynı zamanda ifade ederek de terapist ile aktarım sürecine girebilir. Ya da terapist probleme yönelik oyun kurarak çocuğun travmatik olayları ile başa çıkmasını sağlayabilir.

Oyun becerileri kazanmamış gelişimsel problemleri olan çocuklar ile; tuvalet alışkanlığı kazanamadığı için tercih edilen ilk yol oyun terapisi olmamalıdır. Çocukla seansta top atmayı öğretmek, araba sürmeyi öğretmek, bebeğe tuvaletini yapıyormuş gibi ( sembolik oyun) oynamak oyun terapisi değildir.  Bunlar çocuğa oyun becerisi kazandırma hedefleridir.  Yönergeleri anlamakta zorlanan, sözel ya da alternatif iletişim yollarını kullanarak kendisini ifade edemeyen, taklit becerisi olmayan ya da sınırlı olan, oyuncakları işleve uygun kullanamayan çocuklar için ilk tercih müdahale süreci özel eğitim olmalıdır.

Özge Özgeç Gürel
Uzman Klinik Psikolog
Oyun Terapisti

Bir çocuğun gelişiminin optimal düzeye ulaşmasının sağlanması için ilk ve en temel adım, çocuğu ve gelişimini doğru yaklaşımlar ile tanımak ve değerlendirmektir. Gelişim değerlendirilirken, çocuğun bilişsel, dil, hareket alanındaki işlevleri, günlük yaşam becerileri, sosyal davranış örüntüleri ile yaşa uygun etkinliklerle uğraşabilme becerisinin tüm boyutları incelenir

Değerlendirme, çocuklar ne biliyor ve ne yapabilir?” sorularını sınamaya yönelik olarak neredeyse her çeşit ölçme yöntemi ve aracına işaret etmektedir. “Değerlendirme” ifadesi, aslında sadece bir ölçümü kastetmemek veya test, test etme, değer biçme gibi negatif çağrışımlardan kaçınmak amacıyla kullanımı tercih edilen bir kavramdır.

Gelişimsel değerlendirme de çocukların; bilişsel, dil, sosyal duygusal, özbakım ve motor gelişim gibi gelişim alanına yöneliktir. Gelişimi ayrı boyutlarda ele alırken, bir bütün olarakta değerlendirir. Değerlendirme sonuçlarında çocukların gelişim alanlarının takvim yaşları ile paralellik gösterip göstermediğine bakılır. Risk altındaki çocuklar belirlenir. Çıkan sonuçlar ışığında; çocuğun eksik olduğu alanlara yönelik müdahale programı oluşturmaya imkan sağlar.

Gelişimsel Gecikme

Gelişimsel gecikme, çocuğun durumuna bağlı olarak bazen tek bir gelişim alanında gözlenebilir, bazen birden çok gelişim alanında ya da tüm gelişim alanlarında gözlenebilmektedir.

Çocukların gelişimsel gecikme yaşamasının pek çok sebebi olabilmektedir. Bu sebepler; çocuk kaynaklı, aile kaynaklı ya da çevre kaynaklı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çocuk Kaynaklı Gelişimsel Gecikmeler:

  • Prematüre/düşük doğum ağırlıklı olmak
  • Doğum anında yaşanan sıkıntılar
  • Beslenme, uyku ya da davranış bozuklukları
  • Akut ve kronik rahatsızlıklar, enfeksiyonlar
  • Büyüme geriliği
  • Sosyal duygusal sorunlar
  • Zihinsel ve bedensel engeller

Aile Kaynaklı Gelişimsel Gecikmeler:

  • İşsizlik, yoksulluk
  • Sosyal probleme sahip ebeveynler
  • Duyarsız ebeveynler
  • Kronik rahatsızlıklara (Özellikle psikolojik) sahip ebeveynler
  • Madde kullanımı
  • Eşler arası geçimsizlik
  • Ebeveyn beceriksizliği ve özgüven eksikliği
  • Yanlış aile tutumu

Çevre Kaynaklı Gelişimsel Gecikmeler:

  • Ekonomik sorunlar
  • Yetersiz koşullara sahip evde yaşanması
  • Tehlikeli ortamlarda yaşama
  • Sağlık, eğitim vb. hizmetlere ulaşamama
  • Yetersiz destek ve uyaran

Neden Tüm Çocuklara Gelişim Değerlendirmesi Yapılmalıdır?

Erken dönemde sahip olunan deneyimler insan beyninin şekillenmesi üzerinde yaşam boyu etkili olmaktadır. Gelişim temeli erken dönemlerde atılmaktadır. Bu nedenle gelişimin erken dönemlerden itibaren değerlendirilmesi, gelişimsel zorlukların ve risklerin en erken dönemde belirlenmesi, ve bu sayede de gelişimin desteklenmesi için önemli bir fırsattır. Kısaca gelişimsel değerlendirme tüm çocuklara erken müdahale şansı sunmaktadır. Çocuklara, normal gelişim ya da farklı gelişim gösterme durumlarına bakılmaksızın gelişim değerlendirmesi fırsatı sunulmalıdır. Ailelerin çocuklarına yönelik en önemli desteklerinden biri bu olmalıdır.

Gelişimsel Değerlendirme Nasıl Yapılır?

Gelişimsel değerlendirme bir bölüm değil bir süreci kapsar. Tek bir uygulama, tek bir gözlem, tek bir test ya da tek bir görüşme ile bitirilemeyecek bir süreçten oluşur. Değerlendirme yaparken bütüncül yaklaşım önemlidir. Aile, kültür, çevre gibi etmenlerin değerlendirme sürecine eklenmesi gerekmektedir. Peki bu ne anlama gelmektedir? Yani çocuğun yetilerinin değerlendirildiği bir süreç her zaman doğru gelişimsel tanıya ulaştırmaz. Bunun en önemli nedenlerinden biri ise; standart test maddelerine göre takvim yaşı ve gelişim yaşı paralellik gösteren bir çocuk, ailesinde yaşanan olumsuz durumların içerisindeyse gelişimi risk altında olabilir şeklinde raporlanmalıdır. Örnek olarak; boşanma sürecine dahil olan çocuklar, çocuğa bakım veren kişinin psikiyatrik sorunlar yaşıyor olması olabilir.

Bazen de tam tersi olabilir. Çocuk değerlendirme maddelerinden bazılarını yerine getirmemiş olabilir. Ancak bu her zaman onun gelişiminin risk altında olduğunu ya da gelişimsel gecikme yaşadığını göstermez. O maddeye yönelik hazır bulunuşluğunun olup olmadığı testör tarafından dikkatlice değerlendirilmelidir. Bu noktada çocuğun bireysel farklılıkları göz önüne alınmalıdır.

Bunu bir örnek ile açıklamak gerekirse; 25 aylık bir çocuğun da altı küp ile kule yapabilmesi normaldir 30 aylık bir çocuğunda altı küp ile kule yapabilmesi normaldir. Bu aşamada çocuklar, beceriyi yapamadığında psikomotor alanında gecikme olarak değerlendirilmesi yanlış olur.

Gelişim Değerlendirmesinin Amacı Nedir?

Gelişimsel değerlendirmenin iki temel amacı bulunmaktadır. Bu amaçların birincisi gelişimsel taramadır. İkincisi ise gelişimsel izlemdir.

  • Gelişimsel tarama: Gelişimi normal olan ya da gelişimi problemli olma ihtimali olan çocukların belirli aralıklar ile değerlendirme yöntemleri kullanılarak değerlendirilmesini kapsar. Bu sayede sağlıklı gelişen çocuklarla, gelişimsel gecikme riski taşıyan çocuklar birbirinden ayrılır.
  •  Gelişimsel izlem: Gelişimsel desteğe ihtiyaç duyan çocukların izleme ve destekleme konusunda bilgili bir ekip tarafından sürekli olarak gözlenmesi ve değerlendirilmesi sürecidir.

 Özge Özgeç Gürel
Uzman Klinik Psikolog

 

Ergoterapi anlamlı ve amaçlı aktivitelerle sağlığı ve refahı geliştiren kişi merkezli bir sağlık mesleğidir. Ergoterapinin temel amacı kişilerin potansiyel yeteneklerini geliştirerek günlük yaşam aktivitelerine katılımını ve bu aktivitelerdeki bağımsızlığını sağlamaktır.

Ergoterapistler birebir kişilerle, gruplarla veya topluluklarla iş birliği içinde çalışır. Ergoterapi bölümü mezunları gerekli bilgi, beceri ve davranışlarla donatılan tıbbi, sosyal, davranışsal, psikolojik ve psikososyal alanında geniş eğitime sahiptir.

Ergoterapistler, herhangi bir sağlık problemi nedeniyle vücut yapı ve işlevlerinde bozukluğu olan veya yer aldığı sosyal ya da kültürel azınlık grup nedeniyle toplumdan dışlanmış veya katılımı kısıtlanmış tüm kişilerle çalışır. Kişiler ergoterapi sürecine aktif olarak katılırlar. Süreç ve sonuçlar kişi merkezlidir.

ERGOTERAPİ BÖLÜMÜNÜN İLGİ ALANLARI

  • Psikiyatrik Rehabilitasyon
  • El Rehabilitasyonu
  • Mesleki Rehabilitasyon
  • Toplum Temelli Rehabilitasyon
  • Onkolojik Rehabilitasyon
  • Kognitif Rehabilitasyon
  • Engelli Bireyler
  • Yardımcı teknoloji
  • Geriatrik Rehabilitasyon
  • Nörolojik Rehabilitasyon
  • Pediatrik Rehabilitasyon
  • LGBTİ bireyler
  • Mülteciler

PEDİATRİK REHABİLİTASYON

Çocuklarda doğuştan gelen bazı hastalıklar ile daha sonradan ortaya çıkan kas iskelet bozuklukları veya nörolojik rahatsızlıkların sebep olduğu fiziksel, zihinsel, duygusal, algısal bozuklukların sınırlılıklarını en aza indirgemeyi amaçlar.Tedavi çocuğun günlük yapabildiği işleri korumak ve geliştirmek temellerine dayanır.Tedavi sırasında çocuğun korkmaması ön planda tutulur. Tedaviler oyun içerisinde planlanarak uygulanır.

Pediatrik rehabilitasyon geniş bir multidisipliner yaklaşım gerektirir. Hekim, fizyoterapist, ergoterapist, dil ve konuşma terapisti, özel eğitim uzmanı, psikolog, odyolog gibi çeşitli alanlarda uzmanlar ile rehabilite edilme süreci sağlanabilir.

PEDİATRİK HASTALIKLARIN NEDENLERİ

  • Genetik faktörler
  • Travma
  • Radyasyon
  • İlaç, Alkol, Sigara kullanımı
  • Enfeksiyonlar
  • Kromozomal bozukluklar
  • Prematüre doğum(32 haftadan önce)
  • Düşük doğum ağırlığı
  • Zor müdahaleli doğum
  • Bradikardi ve hipoksi (Kalp ritminin yavaşlaması, Oksijen azlığı)
  • Anoksi (boğulma, zehirlenme vb.)
  • Yüksek ateşli hastalıklar
  • Zehirlenmeler
  • Tümörler

PEDİATRİK REHABİLİTASYONUN KAPSAMI

  • Serebral Palsi
  • Brakial Pleksus Yaralanmaları
  • Spina Bifida
  • Hidrosefali ya da Mikrosefali
  • Down Sendromu
  • Motor Mental Gerilik
  • Otizm
  • Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu

PEDİATRİK REHABİLİTASYONDA ERGOTERAPİ

Çocuklarda ergoterapinin en önemli amacı çocuğun günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığını sağlayarak toplumsal katılımını gerçekleştirmektir. Günlük aktivitelere katılım, sağlığı ve iyi olma halini direk olarak etkiler. Çocukluk çağı aktivitelerine katılım çocukların fiziksel, sosyal, kültürel, ekonomik ve kurumsal çevreler ile etkileşimini gerektirir. Çocuk çevre ve aktivite arasındaki etkileşim maksimum düzeyde ise optimal aktivite performansı başarılmış olur. Performans komponentleri duyu- motor, kognitif ve psikososyal-psikolojik olmak üzere 3 bölümde incelenir. Ergoterapist tarafından çocuğun performansını etkileyen faktörler, çevre ve aktivite değerlendirilir ve gerekli müdahaleye karar verilir.

Duyu entegrasyon tedavisi, duyu-algı-motor yaklaşımlar, oyun terapisi, kognitif rehabilitasyon, günlük yaşam aktiviteleri eğitimi, nörogelişimsel tedavi yaklaşımları, kognitif davranışsal tedavi, yaratıcı yaklaşımlar, psikososyal yaklaşımlar ve biyomekanik yaklaşımlar çocuğun ihtiyacına göre tek başına yada birbirini tamamlayan programlar şeklinde uygulanmaktadır.

Çocuklarda ergoterapi; çocuğun kendine bakım, okul, oyun ve serbest zaman aktivitelerine yönelik günlük yaşam becerileri geliştirilerek toplumsal rolünü yerine getirmesini hedefler. Yardımcı teknolojik araçların kullanımına yönelik değerlendirme yapılarak fonksiyonu artırıcı yardımcı araç önerilmekte ve kullanımı konusunda eğitim verir.

PEDİATRİK ERGOTERAPİ ALANINDA ÇALIŞMALAR YAPAN ERGOTERAPİSTLER NEYİ HEDEFLİYORLAR?

Çocuğun en başta günlük yaşam aktivitelerini bağımsız yerine getirebilmeleri üzerinde duran ergoterapistler, çocuğun oyun oynama ve öğrenme yeteneklerini geliştirir. Bu durum çocuğun gelişimine ve bağımsız olmasına yardımcı olur. Ergoterapistlerin pediatri alanında yaptığı bazı müdahaleler şunları içerir:

  • Duyu Bütünleme Terapisi
  • Davranış becerilerinin geliştirilmesi
  • Sosyal becerilerin geliştirilmesi
  • Kaba ve ince motor becerilerin geliştirilmesi
  • Bilişsel becerilerin geliştirilmesi
  • Günlük yaşam aktivitelerini yönetebilme durumu
  • Dil becerilenin geliştirilmesi

Her çocuğun birbirinden farklı olduğunu kabul eden ergoterapistler, çocukta temel sorunu bulmak için çabalayacak ve temelde yatan bu soruna uygun terapi programını geliştirecektir.

Ergoterapistler, danışanlarının ev, okul ortamında ve aile ortamında işlevsel olmaları için gerekli becerileri teşvik etmek, korumak ve geliştirmek için çalışırlar. Hayata aktif katılımı teşvik ederler. Öğrenme, benlik saygısı, özgüven, bağımsızlık ve sosyal etkileşim gibi alanlarda destek verirler. Bunlarla birlikte, en önemli rolleri çocuğun duyusal işleme bozukluklarını değerlendirmek ve hedeflemektir. Bu, öğrenme engellerini kaldırmak, danışanların sakin ve daha regüle olmasına yardımcı olmak için faydalıdır.

ERGOTERAPİ VE DUYU BÜTÜNLEME

Duyu bütünleme terapisi, 1970’lerde Ergoterapist A. Jean Ayres tarafından, duyusal işleme bozukluğu olan çocukların, duyusal bilgiyi düzenlerken yaşadığı zorlukların giderilmesi amacıyla geliştirilmiş terapidir. Ergoterapistler tarafından uygulanır.

“Duyusal Bütünleme; Kişinin kendi vücudunu ve çevresinden gelen duyumları organize eden ve vücudu çevreyle uyumlu kullanmaya mümkün kılan nörolojik bir tepkimedir.’” (Ayres,1988)

Duyu bütünleme (Ergoterapi) günlük yaşam fonksiyonelliklerini arttırmak için nöral değişiklikler yapmak gerektiğine ve bunun için ise terapide 8 temel duysal sistem ile birlikte, terapinin çocuk tarafından yönlendirilmesine ve oyun temeliyle ilerletilmesi ile gerçekleşir. Duyusal işlemleme, motor gelişim ve davranış arasındaki etkileşim konusunda artmış farkındalığa temel oluşturur.

Her gün çevremizi olan biteni deneyimler ve çevremizden gelen duyusal bilgileri alır ve yorumlarız. Bu bilgilerin geldiği duyular: görme, dokunma, işitme, koku, tat, denge ve hareket duyumuz (vestibüler duyu) ve kas ile eklem duyumuz (proprioception). Denge ve hareket duyumuz uzayda nerede olduğumuzu ve başımızın yerçekimine göre nerede olduğunu bilmemizi sağlarken, kas ve eklem duyumuz ne kadar kuvvet uyguladığımızı ve vücut uzuvlarımızın vücudumuza göre nerede olduğunu bilememizi sağlar. Bütün bu duyular vücudumuz ve çevremiz hakkında önemli bilgiler sağlar. Beynimizin duyusal bilgileri düzenlediği ve yorumladığı bu sürece Duyu Bütünleme denmektedir.

Çocukların çoğunda duyu bütünleme, normal gelişim sürecinde çocukluk deneyimleri ile gelişir. Çocuklar, bu duyusal deneyimler ile gelen duyusal girdiyi yorumlama, ayarlama ve uygun cevap verebilmeyi geliştirirler. Örneğin çocuklar sallanma, yuvarlanma koşma gibi aktiviteler ile vücutlarının uzaydaki konumu hakkında bilgi kazanırlar. Bununla birlikte bazı çocukların her gün ki duyusal bilgiyi düzenleme becerisi olması gerektiği gibi gelişmeyebilir. Bunun sonucu olarak, oyun, giyinme, yemek yeme ve sakin durabilme gibi günlük yaşam aktivitelerinde zorluklar ile sonuçlanabilir. Bu durum çocukta duyu bütünleme ile ilgili sorunlar olduğunu gösterir. Bu sorun sıklıkla duyu bütünleme bozukluğu ya da duyusal işlemleme bozukluğu olarak tanımlanır. Duyu bütünleme süreci işlevsel ve uygun bir şekilde çalışmadığı zaman, çocuklar birçok fonksiyonel zorluklar sergileyebilirler:

  • Dokunulunca kendini ç
  • Yüksek seslere hassastı
  • Dikkati kolay dağı
  • Vücut pozisyonu ve ağrının farkında olmama.
  • Zayıf bir dengesi olabilir.
  • Spor veya top becerilerinde zorlukları olabilir.
  • Motor koordinasyon gerektiren yeni görevleri öğrenmede ciddi sorunu olabilir.
  • Sarsak, sakar veya katı görü
  • Normal sınırlarda zekaya rağmen akademik alanlarda problemler görü
  • El yazısı, makas kullanımı, ayakkabıları ilikleme, elbiseleri düğmeleme veya fermuar çekmede problemler olabilir.
  • Dürtüsel olabilir.
  • Görevlerden kaçınabilir ve inatçı veya zor görü
  • Yeni durumlara adapte olmada sorun ya da yönergeleri takipte zorluk yaş
  • Tembel, sıkılmış ya da motivasyonsuz görünebilir.
  • Sürekli hareket halinde ya da harekete geçmekte yavaş

DUYU BÜTÜNLEME BOZUKLUĞU NEDİR?

Duyu sistemi bilinenin aksine 5 tane değildir. Ergoterapistler klinik ortamda 8 duyu sistemi üzerinde çalışırlar. Bu sistemler:

  • Vestibüler (denge)  Duyu: Beyincik ve iç kulakta yer alır. Yer çekimiyle bağlantılı olarak, vücudumuzun alan içerisinde nerede olduğunu, hızını, yönünü ve hareketini algılamamızı sağlar.
  • Proprioseptif (Vücut Farkındalığı) Duyu: Kaslarda ve eklemlerde yer alır ve vücudumuzun nerede olduğunu söyler. Bununla birlikte vücut parçalarının nerede olduğu ve nasıl hareket ettiklerine ilişkin bilgi verir.
  • İnteroseptif Duyu: İç organlarımızdan gelen hisle alakalıdır. Acıkma, susamışlık hissi, tuvaletinin geldiğini hissetme, uykunun geldiğini hissetme gibi günlük yaşamdaki birçok hayatsal faaliyetin anlamlandırılmasını sağlar. Hisse uygun cevabı çıkarmak için harekete geçilmesini ister.
  • Taktil Duyu (Dokunma): Deri vücudumuzu kaplayan en büyük organdır. Basınç, ağrı, soğuk-sıcak hissi ayırt etmek bu duyu ile mümkündür. Bebeklerin annelerini tanımasına yardımcı en önemli duyu sistemlerinden biridir. Bulunduğumuz ortamı ve çevremizi algılamamızda, buna uygun tepkiler geliştirmemizde yardımcı olur.
  • Tat Duyusu: Tatlı, ekşi, acı ve tuzlu gibi farklı tatları algılamamız sağlar.
  • Koku Duyusu: Çevremizdeki kokular hakkında bilgi verir.
  • İşitme Duyusu: Çevreden gelen seslerin anlamlandırılmasıyla ilgilidir.
  • Görme Duyusu: Işık ile aktif hale gelir. Gözümüz ile nesneleri, insanları ve çevreyi daha iyi anlamlandırır ve ayırt ederiz.

Bütün bu uyarılara çocuğun normal tepkiler vermesini bekleriz fakat bu tepkiler normalin üstünde ya da altında gözlemleniyorsa veya duyusal uyaran arayışı içinde olmakla gözlemleniyorsa duyusal bozukluk probleminin varlığından söz edebiliriz.

Normal diye adlandırdığımız duyusal süreçte, kişi kendi vücudundan gelen uyarılarla çevreden gelen uyarıları doğru bir şekilde algılar ve buna uygun bir davranış ya da buna uygun motor hareket çıkarabilir. Normal duyusal sürecin bu aşamalarından herhangi birinde sorun yaşayan çocuklar, duyu bütünleme terapisine ihtiyaç duyarlar. Çünkü öğrenmenin temelinde duyu-motor gelişim yer almaktadır. Çocuğun çevre ile etkileşimi beyin gelişimini şekillendirir.

Hiper (Aşırı) Hassas

  • Yükseklik korkusu
  • Dokunma deneyimlerinden hoşlanmama, örneğin tırnak kesme, dağınık oyun, saç kesme
  • Yüksek ve ani seslerden hoşlanmama
  • Oyun alanı ekipmanından kaçınma (salıncaklar ve kaydıraklar)
  • Belirli yiyeceklerden ve gıda kıvamlarından, renklerinden, sıcaklıklarından vb. Uzak durma.

Hipo (Düşük) Duyarlı

  • Korku yok gibi görünüyor veya acı hissetmiyor
  • Hareket veya dokunma fırsatları arar (kıpır kıpır, sallanır, koşar, akranlarına yaslanır)
  • Ağızlar veya bir şeyler çiğnemek
  • Çevreye veya etraftaki insanlara zayıf ilgi

Motor Planlama (Praksis)

  • Beceriksiz görünüyor
  • Hareket fikirleri oluşturmada zorluk
  • Yeni hareketleri planlama ve gerçekleştirmede zorluk

Kötü Duruş

  • Masa başında sarkmalar
  • Kıpır kıpır / uzun süre tek pozisyonda oturmakta zorluk
  • İnce motor koordinasyonu ve top becerileri üzerindeki etkisi
  • Zayıf denge

ERGOTERAPİ VE DUYU BÜTÜNLEMENİN KULLANILDIĞI HASTALIK GRUPLARI

  • Duyu Bütünleme Bozukluğu,
  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB),
  • Öğrenme Güçlükleri,
  • Davranış Bozuklukları,
  • Otizm,
  • Serebral palsi,
  • Down Sendromu,
  • Gelişimsel gerilikler,
  • İnce ve kaba motor fonksiyon bozukluğu,
  • Zihinsel engeller,
  • Psikososyal bozukluklar gibi,

Sağlık, yalnız hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir. Sağlığın bozukluğu durumunda bireyin maksimum derecede iyilik haline ulaşması yolunda birçok hastalık grubuyla çalışır.

DUYU BÜTÜNLEME TERAPİSİNİN AMAÇLARI NEDİR?

Terapideki hedef çocuğun mutlu, iletişime açık, ortamdaki uyaranları tolere edebilen halde olmasını sağlamaktır. Terapinin temeli duyusal uyaranların, çocuğun ihtiyaçlarına ve sorunlarına göre planlanarak, çeşitli diyetler halinde çocuğa sunulmasıdır.

Duyu bütünleme terapisi sırasında ergoterapist her çocuğu farklı bir birey olarak kabul eder, çünkü her çocuğun farklı duyusal bozuklukları ve farklı bir kişiliği vardır. Dolayısıyla her çocuğun merkezi sinir sistemi birbirinden farklı işlemleyecek ve gelişecektir.

Terapi seanslarının başında çocuk değerlendirilir ve hangi alanlarda ne şekilde sorun yaşadığı tespit edilir. Çocuğun problem yaşadığı alanlardaki bozukluğun davranışlarına ne şekilde yansıdığı gözlemlenir, günlük yaşam aktivitelerinde hangi sorunlara yol açtığı ve çevresel uyumu hakkında aileden bilgiler alınır ve uygun terapi programı çizilir. Terapi sırasında aile sürecin en önemli parçasıdır ve ergoterapistler aileyi multidisipliner ekibin bir parçası olarak görürler. Aileye çocuğunun neye ihtiyacı olduğunu anlaması için eğitim verilir, seanslar hakkında sıklıkla bilgilendirmeler yapılır. Çocuklarının bir birey olduğunu ve bağımsızlıklarını kazanmaları için aile desteğinin ve çocuklarla geçirilen vaktin önemini sıklıkla bilgilendirilir.

Terapiler çocuğun ve ihtiyaçlarının önderliğinde sürdürülür. Terapi sırasında seanslar çocuğa, ihtiyaca uygun düzeyde duyusal uyaranlarla donatılmış veya duyusal uyaranlardan arındırılmış aktivite ve oyunlar halinde diyetler şeklinde sunulur. Seans sırasında çocuk ile terapist arasındaki güvenin oluşması ve sürekli iletişim halinde olunması birinci hedeflerdir. Çünkü seans sırasında, bu ortamda dahi , iletişim kuran, fikirler üreten, çözümler bulan, hayal  gücünü kullanan, sosyalleşerek iletişim kurarak oyuna katılan çocuk; seanslar dışında da bunu  sürdürecek ve günlük yaşamındaki sosyal, fiziksel ve psikolojik sorunlarını atlatma yoluna girecektir.

Rabia CENGİZ

Ergoterapist